mont etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mont etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şöyle böyle #26

1 Mart 2010 Pazartesi

Bilmem inanır mısın sevgili okur ama ben henüz okula kayıt olabilmiş değilim. Burdan ÖSS'ye girecek olanlara da şunu tavsiye ediyorum ki kuralı yönetmeliği belli bir okula girin. Benimki gibi herkesin kafasına göre birşey söylediği bir okula girerseniz başınız ağrır.

  • Ne zaman sokaktayken gözüme almak istediğim birşey çarptığında paramın yetmediğini biliyorsam, hemen cebimdeki kağıt paraları çıkarır seri numaralarına bakarım. Seri numaraları A1 ile başlıyorsa koleksiyoncular için çok değerli birşey oluyor yüksek meblağlar ödeyebiliyorlar. Ben de bu umutla bakarım paralarıma, hemen gidip bir koleksiyoner bulup satabilip istediğim şeyi alabilecekmiş gibi.
  • Aikido bana çok yalan geliyor. Herif karşıdan öyle saldıracak da elini bükeceksin de yerlerde süründüreceksin de, ölme eşeğim ölme. Zaten Karagöz gibi komik bir tokat yumruk arası saldırılarından başka pek bir saldırı şekli de görmedim. Sokakta para isteyen bütün tinerciler öyle saldırıyormuş gibi sırf o saldırının savunmasına çalışıyorlar sanki.
  • Aikido gösterilerinde de hep bir kişi diğerini yerden yere vurur. Hep de farklı bir hareket ile yere çalar rakibini. Benim merak ettiğim o yerden yere vuran usta Aikido'cu rakibi kalkana kadar ne hissediyordur? Zaten saldıran düşeceğini bilerek saldırmış, bu da düşüreceğini bilerek hareketini yapmış. O ayağa kalkana kadar kendini çok birşey yapmış gibi hissediyor mudur acaba?
  • O değil de kaç bin yıllık Aikido sporunu da şurda blog yazıcam diye yerin dibine sokup çıkardım ya, daha da kimse durduramaz heralde beni.
  • Cenk Erdem diye iki insan var, radyoculardı sonra televizyona geçtiler falan. İşin enteresan tarafı adamlar benim lise hayatım boyunca yanımda oturan herifle yaptığım muhabbetleri birebir yaparak çok sağlam para kazanıyorlar. Özeniyorum lan adamlara. Bana sanki lise yıllarımda gelip deseler "gel bu muhabbetleri radyoda yap üstüne sana para verelim" diye kabul etmiycek miydim, ederdim. Ama işte bu hayatta güzel icat ettiğim ne olduysa biri benden önce yapmış meğer hep.
  • Tuttuğu futbol takımı yenilince MSN'e girmeyen insanlar var. Ciddi ciddi dikkat ettim ben buna. Takımı yenilince kayboluyor MSN ortamlarından dağ gibi MSN kişileri.
  • Evden çıkarken mont giyip giymeme konusunda hangi tercihi yaparsam yapayım gün içinde pişman oluyorum. Ya yanarım ya donarım.
  • Toktamış diye bir isim olması beni hep şaşırtagelmiştir. Ancak son derece de uygun bir isimdir bu ismi taşıyanlar için. Bir yere yerleşmiş, oturmuş, sakinleşmiş kimse demektir toktamış. Hakikaten de ben sanmıyorum ki toktamış isimli yurtdaşlarımız civelek gibi hareketler falan yapsın. Hepsi durağan ve ağırbaşlı insanlarmış gibi geliyor bana.

Giden konforun ardından #2

24 Aralık 2009 Perşembe

Soğuk bir eylül günü birincisini yazdığım giden konforun ardından yazısının ikincisini yazacağım günü endişe ile bekliyordum. İşte o kara gün de bugünmüş. Artık trikotaj alanından bir kısıtlama darbesi daha yedi naçiz bedenim ve artık montumu almadan dışarı çıkmaz oldum. Eğer benim gibi kalıplı bir kimse iseniz de mont büyük bir ızdırap olur. Kalabalık yerde hafiften savurarak giydiğimde fırtınalar mı kopmadı, sıcak bir kantine girdiğimda koyacak yer mi bulamadım, güneş açtığında elimde taşırken adeta büyüyüp bir gemi yelkeni gibi mi olmadı. Hele bir de benim gibi otomobil kullanıcısıysanız ayrı bir dert. "Zaten araba 2 adım mesafede" diyip montu almazsanız kesin hasta olursunuz. Evden montu giyip çıktıktan sonra arabaya binince benim gibi arabanın içinde sadece 2 su bardağı hacminde yer kalıyorsa o mont mecburen çıkar. Ancak arabanın içinde hırpani hareketlerle mont çıkartmak da ayrı bir ızdırap. İndikten sonra tekrar giymek ayrı bir ızdırap. Sınıf ortamında koyacak yer bulmak ayrı bir ızdırap. Tek artısı çok cebi olduğu için mp3 çalar, kalem koymak açısından bol avantajı var. Ancak onlara acil bir ihtiyacınız doğduğunda o montla cebelleşip bulması ayrı dert. Kısacası monttan yana derdim var dostlar. Yazıma da karikatürist Umut Sarıkaya'nın bütün hislerime tercüman olan bir karikatürü ile son vermek isterim...

Blog Widget by LinkWithin