Önünüzde saygıyla eğiliyorum sevgili okur. Kaç zamandır blogumu yazısız bırakıyorum farkındayım gelin görün ki üstüme üstüme gelmeyen şey kalmadı. Boş vakitler de yetmiyor uzun uzun bir yazı yazmaya. Ki boş zamanlarda da insanın kafası ister istemez birçok şeyle meşgul oluyor bu kadar çok dert varken. Bloguma ve okurlarıma daha fazla Güzin abla muamelesi yapmadan son bir ayın enteresan bloguma gelmeye vesile olan Google aramalarına bir göz atalım.
"koku bombası kaç günde geçer": Bu aramanın tarihine dikkat çekmek isterim. 1 Nisan sonrası "bir şaka yaptık ama bir ay oldu hala koku içinde yaşıyoruz arkadaş" diyen birisi aramış olabilir. Ya da bir yumurcak evlat "bir şaka yapacağız ama çok dayak yemeyelim valideden" diyerek aramış olabilir. Ben de bir dönemin yumurcağı olarak bu soruya cevap olarak birkaç saat diyorum.
'zidane zidan saç ektirmiş hali': Aramanın başındaki sonunda ' işaretini Google nasıl anlamış olabilir bilmiyorum. Ayrıca koca futbolcunun ismini de bu kadar yanlış yazmak ayıptır yahu. Kaç yıllık Zinedine Zidane oldu sana zidan zidan. Bir de saç ektirmemiştir diye umuyorum. Kel hali de güzeldi. Kafa attı mı ses getirirdi.
acun nun proğramınınsurvivor su dökülme yarış proğramı: Bazı aramalar o kadar yanlışlarla dolu oluyor ki onu açıklamak bu hatalar başyapıtına hakaret etmek gibi geliyor. Sanırım bu sebepten ötürü bu da yorumsuz geçeceğim aramalar listesine girmeyi hakediyor.
aftosluk: Bir dönemler sevgili ve benzer anlamlara gelebilen bir kelimeydi aftos. Aftosluk da sevgililik anlamına gelen bir arama olabilir mi diye tereddüt ettim. Şu aramaları yapanların telefonlarını falan da verse de Google bazen öldüresiye merak ediyorum, telefonu olsa açıp sorabilirim bile yani.
dert sizsizseniz dert sizsiniz: Müsadenizle bu aramayı ayın araması seçiyorum sevgili okur. Bunu arayan ne sözü anlamış ne konsepti anlamış. Nefret ettiğim o klasik dertsizseniz dert sizsiniz kalıbını yerden yere vurmuş adeta.
dıreksıyonu bırakıp dans eden otobus soforu: Enteresandır ki ben bu şoförü gördüm. Hatta otobüsüyle baya bir yol yaptım. Enteresan olan ben bundan hiç bahsetmemişken Google nasıl bir arama motoruysa benim bloguma yönlendirmiş bunu arayanı.
erman toroğlu reklam ücreti boru: O sondaki boru çok imalı olmamış mı yav. Bir de başkalarının kazandığı parayı bizim kadar merak eden bir ülke var mıdır çok merak ediyorum.
facebookta resim koyarken yanına nasıl isim yazarım: Bizim insanımızın bu kadar minimal teknolojik sorunları olması arasıra içimi rahatlatıyor. Çok büyük bir teknolojik yıkım yaşansa dünyada bizim insanlar çok az rahatsız olacakmış gibi hissediyorum. Kimbilir belki bu sayede dünya liderliğine yürürüz bu teknolojik minimal kaygılarla.
gelecekten gelen insanlar: Yahu bu arama daha önce de vardı sanırım da ben ufak ufak gerilmeye başladım. Hep birileri bunu aradığına göre yoksa gerçek midir nedir. Böyle gizli bir tarikat falan mı var. Varsa ve bunu okuyorsa rica ediyorum bir sayısal loto neticesi söylesin bana gelecekten.
hadise soyat: Acaba bu aramayı yapan hadise soyat diye birini mi aradı yoksa Hadise'nin soyadını mı aradı diye de merak ettim mesela. Oluyor böyle meraklarım.
ingilizce5 sınıf hastalıklarla ilgili resimler: İngilizce ile nasıl bir bağlantısı olabilir ki hastalık resimlerinin? 5. Sınıf derken, 5. sınıf ingilizce dersini mi kastediyor yoksa 5. sınıf hastalıkları mı kastediyor mesela.
tokyo drift benim şarkım diyen salaklar: Nedir bu sinir sevgili Google aramacısı? Ben de şimdi bunu arayan için "Tokyo Drift'i şarkı sanan salaklar" desem hoş olur mu? Olmaz tabi.
trafik kurallarinda sağdan vuranmi haklidir: Böyle bir genelleme yapmak ne enteresanmış. Sağ var sağ var. İki araba da birbirine sağdan çarparsa nasıl olacak mesela?
undertaker spikerin evini basti: Vay arkadaş bu Amerikan güreşçileri iyice tozutmuş arkadaş. Ev bark basan insanlar mıymış meğer bu Amerikan güreşi yapan tosunlar. Evimizde de mi rahat yok kardeşim bu kaslı terli heriflerden.
ımtıs ımtıs şarkısı: Bunu da yorumsuz geçmekle yetineceğim sanırım. Zaten bu aramalara baktıkça hayat enerjim çekiliyor gibi oluyor.
Türkler ne arar #7
27 Mayıs 2010 PerşembeGönderen Parahuman zaman: 00:54 0 yorum
Etiketler: arama motoru, Google, Google Analytics, yurdum insanı
Şöyle böyle #37
18 Mayıs 2010 SalıNasılız sevgili okur? Siz de benim gibi yaz başlangıcı sıkıntıları yaşıyor musunuz? Kalın giyip yanıp ya da ince giyip donuyor musunuz? Bir şekilde nasıl oluyorsa hiç tutturamıyorum bu kıyafet seçimini sevgili okur. Neyse seni daha fazla içsel hezeyanlarımla sıkmadan son zamanların birkaç güzide tesbitimle başbaşa bırakmayı kendime vazife bilirim.
- Pastanelerde piza adıyla satılan ufak yuvarlak hamurişi birşey vardır ya hani, ortasında sosis kıyma falan olur. Nasıl oluyor bilmiyorum ama dünya üzerindeki bütün pastaneler anlaşmış gibi o kıymalı olana mutlaka acı biber koyuyorlar. Bir de nasıl bir acıysa o biberi attıktan sonra bile kıymasında acı esansı kalıyor arkadaş. Yemenin imkanı olmuyor. Ne anladım ben öyle pizadan.
- Yaz geldi diyince aklıma geldi. Burdan büyük kanalların ana haber bülteni müdürlerine sesleniyorum. Yapacak haber bulamıyorsanız bülteni doldurmak için kene ve kırım kongo kanamalı ateşi hastalığı haberlerine başlayın yine. Beni de görürsünüz artık.
- İlkokuldan beri uyuz olduğum bir durum var ki bunu birileriyle paylaşmak nedense şimdi aklıma geldi. Vücudun %75'i sudur derler ya. O çok büyük bir yalan değil mi la? Kalan %25'in içine bunca kan kemik falan nasıl sığar. Şimdi bu cümleyi okuyan bir biyolog hemen "arkadaşım su dediysek sıvı işte yani" derse eğer kalbini kırarım. Adam gibi sıvı diye yazsaydınız ya la o zaman onu.
- Geçen gün Survivor adlı yarışmaya denk geldim. Kızların bulunduğu adadaki tencereye bir yengeç girmiş. Başında toplanmış ne yapsak diye düşünürlerken aralarından bazılarının "yiyelim" demesi üzerine birisi çıkıp "ay yazık ya benim abim de yengeç burcu yemeyelim" dedi. Burç olayına göre hayvan sempatisi olayı mı var yani?
- Bu arada "format" da ne kadar kuvvetli bir kelime olmuş dilimizde. Yeni anladım bunu yarışmayı izleyince. Yoldan geçen birine "arkadaşım saat kaç acaba" desen sallamaz ama birine "birader gel seni damdan atıcaz, valla bir yarışma çekiyoruz da formatı böyle" diyince o adam dama kendi çıkar seke seke.
- Bu arada hayatımda hiç "birader araba gitmiyor bir el atıversene" diyeni refüze eden bir Türk görmedim. Görebileceğimi de sanmıyorum.
- Polis devleti diye birşey var ya. Onun devlet başkanı hep başkomiser olacakmış gibi geliyor bana. Masasında oturup nezaretten çıkanlara nasihatlerde bulunacak falan. Devamlı çay içecek.
- Geçen gün İstanbul içinde bolca toplu taşıma aracı kullandığım birgün oldu. Füniküler diye birşeye bindim mesela. O fünikülerin girişinde bir oda içinde çalışan birkaç kişi gördüm. Füniküler müdürüdür bunlar da heralde dedim. Ama ne iş yaptıklarına ve bir gününü neyle geçirdiklerine dair en ufak bir fikrim bile yok. Bir de odalarının bir tarafı komple camdı, sanki insanlar görsün de bu adamlar ne iş yapar diye düşünsün diyeydi. Ben de adeta bu tuzağa düştüm.
Gönderen Parahuman zaman: 02:07 2 yorum
Etiketler: biyoloji, format, istanbul, kene, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, pizza, şöyle böyle, yurdum insanı
Kişisel iletkenler #1
10 Mayıs 2010 PazartesiYine uzunca bir aradan sonra karşındayım sevgili okur. Ama sor bi niye. Sen sorsan da ben bunu duyamayacağım için cevap veremiyorum haliyle. Bunu yorum aparatıyla soran olursa da kalbini kırabilirim baştan uyarayım.
Bunca zaman yazmadım ama bakın görün boşuna değilmiş bu süre. Yep yeni bir yazı dizisine başlıyorum şu anda sevgili okur. Sizi daha fazla merakta bırakmayayıp söyleyeyim. Yıllar yılı MSN'deki eşimin dostumun yazdığı, benim de görünce kah güldüğüm kah hayret ettiğim kişisel iletileri yazmaya karar verdim. Zaten blog yazıyorum diye gizlim saklım da kalmadı. Varsın eşimin dostumun gizlisini saklısını da yazayım ne olucak. Tabi tahmin edeceğiniz üzere yorum yapmadan da duramayacağım için sonlarına ufak tefek yorumlar da ekleştireceğim sanırım bu iletilerin.
alfa dimem beta dimem ben sana gama dimem - Güzelim türkü ne hale gelmiş a dostlar.
as my conscious slips away - Böyle ingilizce derin anlamlı edebi şeyler yazanlar da var ama kişisel ileti en nihayetinde. Kim kişisel iletiyle başkasının fikrini değiştirmiş ki bugüne kadar?
kıyamet gelse de kopsak - Böyle klişe espriler yazmaktan çarpılsa bunu yazan daha komik olur belki.
hissetme suçu equilibrium - Böyle entel kuntel şeyleri de görünce inceden MSN kitlemle gurur duymuyor değilim, her ne kadar anlamasam da.
16 Mayıs pazar Taksim Dorock bar'da konserimiz var (distopia) - Madem iletilerin hepsini yazmaya karar verdim bunları da yazayım bari. Kendimce bir destek vermiş olurum böyle. Gidin dinleyin işte böyle konserleri.
ANZERIA, 11 Mayıs Salı saat 19:00'da İ:Ü. Bahar Festivali Avcılar kampüsünde! - Benim de ne çok sanatçı müzisyen tanıdığım insan varmış meğer. Gittikçe daha bir gurur duymaya başladım kitlemle.
Well they call me hurricane n' I've come to play in your town - Bu ileti de inceden bir tehdit mi içeriyor nedir anlamadım. Çevirisi "Bana hortum derler ve senin kasabanda oynamaya geldim" şeklinde oluyor. Town diyince de direk Amerikan filmi olayından kasaba oluyor. Türk town diyince köy olur belki. Bu arada hortum da bahçe sulama hortumu falan değil ha, baya bildiğimiz doğal afet olan hortum bu.
6. his kötü birşey - Böyle bir kanıya varabilmiş olması bile enteresan bir durum. Bunun varlığından emin olabilmiş demek ki, bir sonraki adım da kötü birşey olduğuna karar vermek olmuş.
MaTeMaTiK öZeL DeRs Werilirrrrr... - Matematik okuyan her üniversite öğrencisinin bir numaralı gelir kapısı ümidi olan özel ders iyidir hoştur da böyle yumurcaklı yumurcaklı yazınca olmaz bence o iş. Öğrencinin öğrenesi varsa da bu yazı şeklini görünce vazgeçer.
Buzzzzzzzzz - Peki
Antibakteriyelçizer - Bu adamın çizer olduğunu bilmesem belki çok yanlış, sevimsiz şeyler anlayabilirdim. Gel gör ki güzel sanatların antibakteriyel olanı nasıl olur onu da bilemiyorum tabi.
uyuyor - Bu da ilginç bir durum. Teknolojiye güvenmediğimizden falan mı böyle birşey yazma ihtiyacı duyuyoruz acaba. "Ben offline insan görünce inanmam illa birşeyler yazar denerim" demiş birileri demek ki, sonra o insanlara karşı uyuyan kesim de bunu yazma gereği duymuş sanırım.
dolomit ne lan? - Ben de merak etmedim desem yalan olur.
lord of the .... - Bu bilinmezlikler belirsizlikler beni çok geriyor işte. Neyin lordu olabilir ki bu adam diye içime dert oldu şu anda.
Fish doesn't think because fish knows everything - Güzel felsefik bir söz yazmış bu arkadaş şimdi ona lafım yok da. Bunu bir hayat felsefesi olarak uygulamaya çalışırsa kişi mutsuz olur diye tahmin ediyorum. Tam çevirisi de "balık düşünmez çünkü balık herşeyi bilir" şeklinde oluyor.
tez-30 sayfa. vira vira vira!!! - Bu arkadaşa şimdi iğneleyici birkaç şey yazmak isterdim ama glein görün ki birkaç haftaya kadar benim de iletimde bu minvalde birşeyler yazabileceği için es geçiyorum.
uçan adam.. - O TV'de izlediğim zıplaya zıplaya yerde yuvarlanan adam benim MSN listemde olsa bir daha benim yazılarımı okur musun sevgili okur? Eğer okurum diyorsan ben bile şüphe ederim okur kitlemden.
Muhtaratör insanı rezil de eder rezil de. - Herşeyin sonuna tör koyunca çözüm olmuyormuş demek ki. Bu iletinin arkasındaki yaşanmışlıkları da ben de hepiniz gibi çok merak ediyorum.
Transformers, more than meets the eye... - Bunu görünce de direk aklıma otobotlar falan geliyor. Dönemin en kral çizgi filmi ve oyuncak konusuydu bu transformers. Bu heyecanı üniversite dönemine kadar taşımak ne kadar doğrudur onu bilemiyorum tabi.
ne iğrenç bi anlayış ne çağdışı bi düşünce ne ezik bi hareket ne özgüvensiz ne rezil ne itici.. - Ne bu kadar dert olmuş bu insana diye ben yine merak ettim tabi. Ama o kadar da etkili yazmış ki en yakın ağaçtan bir dal kırıp bunun yazılmasını sebep olanların üstüne doğru koşasım gelmedi değil. Kişisel ileti ile bir akın başlatılabiliyormuş demek ki.
müsadenizle... - Aman efendim ne demek müsade sizin.
Gönderen Parahuman zaman: 00:23 2 yorum
Etiketler: kişisel ileti, MSN, yurdum insanı
Japon'ların içine dert olan Türk
3 Mayıs 2010 PazartesiBenim bir zamanlar tarih dersi kitaplarında okuyup anlamadığım birşey vardı. Türkler gidip Çin'lileri savaş meydanında alaşağı ediyor, yerden yere vuruyor ama sonra bu Çin de türlü şeytanlıkla tavşanlıkla iç işlerimize karışıp bizi bin beter ediyordu. Belki de bunu farketmiş bir eleman da öyle bir oyun etmiş ki bu uzakdoğu ahalisine onlar da anlayamamış. Gelin görün ki hedefi şaşırıp Japonya'da gerçekleştirmiş bu olayı.Milliyet'in haberine göre Serkan Anılır adlı bir Türk vatandaşı "Benim uzay asansörü diye bir projem var, hatta NASA'da da 2 sene astronotluk eğitimi aldım" diyerekten dünyanın en önemli 10 üniversitesinden biri olan Tokyo Üniversitesine girmiş. Hatta bunlar da yetmezmiş gibi ilk Türk astronot benim de demiş. Adamın palavraları bu kadarla kalmamış. 2003 yılında bir doktora tezi vermiş bu Serkan, o tezin de büyük bir kısmının başka yerlerden araklanmış olduğu da çıktı ortaya. Hatta bir de Türk Ulaştırma Bakanlığının kendisini NASA'ya gönderdiğine dair bir belge de düzenlemiş bu sinsi Serkan. Bunlar da yetmezmiş gibi kendini astronot kıyafetlerinin içine soktuğu bir de fotomontaj yapmış bu sinsi. Yetmezmiş gibi Illinois ve İTÜ üniversiteleri mezunu olduğunu belirten bu Serkan'ın o okullarla hiç ilişkisi bile olmamış meğer. Hatta okul arkadaşları tarafından sahte NASA kimliği hazırlarken bile görülmüş bu kendini bilmez Serkan.
Gelelim olayın diğer tarafına. Garibim saf naif Japon'lar "Barış Manço'nun çıktığı ülkeden yamuk yapan olmaz" diye hiç araştırma gereği duymamış herhalde. Belki de orda insanlara daha fazla değer verildiğinden ve inanıldığındandır. Garibim Tokyo Üniversitesi rektörü de "şok içerisindeyiz, ilk defa böyle birşey gördüm, 130 senelik üniversite tarihimizde ilk defa birinin doktorasını iptal edip işten attık" demiş. O da ne olduğunu şaşırmıştır garibim. Bu deha Türk hakkında övgü dolu başlıklar atan gazeteler de özür yazısı yayınlamışlar.
Bunların dışında bu Serkan'ın yalanlarını maddelemek gerekirse;
- Türkiye'nin ilk resmi astronotuyum, ulaştırma bakanlığı tarafından NASA'ya eğitime gönderildim. (Belge de fotoğraf da yalan)
- Türk Milli Kayak takımında olimpiyat madalyası kazandım. (Bu zaten komple yalan)
- Illinois Üniversitesi ve İTÜ mezunuyum. (Yıldız Teknik Üniversitesi mimarlık mezunuymuş)
- 2003 Sapacean uzay konferansında bildiri sundum. (Katılımcı bile değilmiş o konferansta)
- Japon uzay fiziği departmanı başkanıyım. (Öyle bir departman bile yokmuş)
- Amerikan onur madalyası sahibiyim. (Bu da parayla satın alınabilinen bir madalya çıktı)
- Tokyo Üniversitesi'nin ilk yabancı yardımcı doçentiyim. (Daha önce birçok yabancı yardımcı doçent olmuş)
Gönderen Parahuman zaman: 18:18 4 yorum
Etiketler: dolandırıcılık, eğitim, Japonya, üniversite, yurdum insanı
Şöyle böyle #36
2 Mayıs 2010 PazarSize karşı yüzüm yok okurlar. Kaç zaman oldu birşeyler yazamıyorum. Gelin görün ki hayat yorucu. Koşturmacalardan koşturmaca beğeniyorum. O kadar yoğunmuşum ki, şimdi farkettiğim üzere bunca gündür şöyle böyle kağıdıma aldığım not bile yok. Bakalım şu an aklıma gelenlerden neler yaabileceğim.
- Şu dünyada yeni çıkmaya başlamış ergen bıyığı kadar itici birşey yoktur herhalde. Ama o ergen için de ne büyük gurur kaynağıdır. Örneğin ben hatırlarım lise yıllarımda sakallar iyice coşunda müdür yardımcısı para verip berbere yollardı birkaç kıllı ile birlikte beni. Biz de saç sakal düzelttirip sonra kahvaltı falan edip dönerdik okula. İnceden hoşuma giderdi bu sakallı olma durumu. Şimdi sıfatımda 2 kilo kıl olmadan traş olmaya üşenir bir adam oldum. Ama kışın süper oluyor. Saçlar da uzun olunca doğal kar maskesiyle dolaşıyormuşum gibi adeta.
- Birkaç kişinin oturup çay içtiği bir masada biri çay bardağını kaldırırken çay tabağının da bardakla birlikte yapışık yükseltiğini gören ve düşüp çıkaracağı o ani sesi beklerken gerilen adamlardan birisiyim ben. Böyle bariz bir ayrım var mesela. Fevri çekilde bardak kaldırıp sonra tabağı düşünce irkilenler ve bunun farkında olup gerilimle bu olaya dikkat edenler şeklinde.
- Çay diyince de kışın insanın içini ısıtır denir, yazın da harareti alır derler ya, ikisi de büyük yalan. Bu lafları çıkaranlar bir dönemin çay üreticileri değilse ben de daha birşey bilmiyorum demektir.
- Bu arada NBA severlerin en keyifli dönemleri olan play-off'lar başladı. Ancak hiç aklıma gelmezdi ki hakemler yüzünden gecenin bir körü izlemek için beklediğim maçın ikinci yarısında kahır bela televizyonu kapatacağımı. Ertesi gün okul varken uykudan fedakarlık edip gecenin bir körü oturup maç izlemek bile yeterince pis bir hissiyat zaten.
- Survivor diye bir yarışma vardı bir zamanlar. İki grubu birer adaya atıyorlar, en ıssızından. Sonra türlü yarışmalar yaptırıyorlar falan. Yeni versiyonunda da erkekler ve kızlar diye 2 ayrı takım yapmışlar. Kızların adasındaki bir diyalog beni benden aldı. Açlıktan iguana yeme derecesine gelmişler uzaktan uzaktan kesiyorlarken iguanaları biri çıkıp "bunların eti şimdi beyaz et mi kırmızı et mi" diye sordu. Öyle hayatta kalma ortamı falan yalan oldu bir anda tabi. Issız adada kalmış insan yiyceği etin rengini mi merak eder?
- Şu dünyada boyun tutulması kadar can sıkıcı şey azdır. İnsanın sosyal hayattan çekilesi gelir ama ona da izin vermez boyun tutulması. O yüzden bir kat daha sevimsizdir. Robocop gibi gezdirir adamı sosyal ortamlarda. Hele bir de yapılan ani hareketler sonrası yaşanan o sevimsiz acı en beteri.
- Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım gaza gelmiş, "blog açıcam parahuman, duydum ki sen blog alemlerinin en yücesiymişsin, onbinlerce okurun varmış, var gel bana yardım et teknik konularda" deyince ben de hayhay diyip başlıca adımları anlatmaya geldim. İsim falan kararlaştırıldıktan sonra uygun bir site gösterip bir tema seç diyince adam o kadar güzel bir tema seçti ki resmen kıskandım. Zaten temayı değiştirip değiştirmeme konusunda türlü tereddütler yaşıyordum. Gel gör ki taklitçilik yaptın demesin bu adam bik bik konuşmasın diye alıp onun temasını da koyamadım bloguma. Bu sefer de adam bir haftada 4 yazı yazdıktan sonra bakmaz oldu bloguna. Daha bir uyuz oldum. Adını bile ben bulduydum nan o blogun. Merak edip o bloga bakmak isteyenlar olursa bu kelimeye tıklayabilirler.
- Bir öğrencinin en büyük ikilem okula gideceği günden önceki gece erken yatmakla geç yatmak arasında yaşadığı ikilemdir. Erken yatınca hem bütün gece uyuyunca boşa gitmiş gibi oluyor, hem de sabah 7de kalkınca zaten insan kaçta yatmış olursa olsun uykusunu alamamış olacak. Geç yatınca da ertesi güne baş ağrısı ile başlanır ilerleyen saatlerde herşey daha da berbatlaşır ki bir de sonraki günün devamında erken yatma garanti olur. Nice analistler çözemedi bu ikilemde hangi hamlenin doğru olduğunu ben mi çözücem diyip bir gece geç bir gece erken yatmayı tercih etmişimdir ben hep.
Türkler ne arar #6
24 Nisan 2010 CumartesiKaç zaman olmuş yazmamışım benim biricik ziyaretçilerimin Google'da ne arayıp geldiğini, sen de hiç uyarmamışsın sevgili okur. Bu sefer çok enteresan aramalar birikmiş yalnız. Göz gezdirirken kendi okur kitlemden tırsmadım değil. Daha fazla uzatmadan işte son zamanlarda ziyaretçileri benim bloguma yönlendiren Google aramaları.
smackdown tasoları: Bu Amerikan güreşkenlerine bulaştım hata ettim sevgili okur. Bu sefer sorun yeni bir boyuta ulaştı. Bazı okurlar adres yazmayı üşendiği için Google'dan parahumanbeing yazıp arayıp girip okurdu. İşte bu smackdown tasoları araması son sürelerde parahumanbeing aramasını geçen tek arama oldu sayfama gelen insanlar arasında.
"böyle spor mu olur" özlü sözler: Böyle özlü söz mü olur peki? Bunu özlü söz diye söyleyen adamı üşenmeyip bir de arayan insanlar varken ben de birkaç özlü söz üretebilirim bu blogda belki.
aldandım ki sandım: Şuan merakımdan çatlıyorum sevgili okur. Bir insan bunu Google'a yazarak neyi bulmayı umabilir ki? Google çıkıp "evet abi hakikaten aldanmışsın da sanmışsın" diycek?
aşkı memnu dizisinde behlül ve bihterin nasıl tipler olduğunu açıkla: İlk olarak her kim ki emir kipinde arama yapıyorsa onu eşek sudan gelinceye kadar dövesim geliyor. Ne buyurgan milletmişiz arkadaş Google'a bile emir verme çabasındayız. Ancak bunun dışında nasıl bir Aşk-ı Memnu furyası varsa memlekette belki de bu adam da merak etmekte haklıdır.
beatbox yaparken söylenen cümleler: Bu beatbox denen şey de ayrıca bir dert oldu bizim millete nedense. Madem bu kadar merak etmiş bu arayan kişi onun için beatbox yaparken söylenen cümleleri yazayım ben. Puf kıps puf kıps bıjıgıdı bıjıgıdı puf kıps puf kıps ımtıs kumtıs ımtıs kumtıs.
bigmac teorisi: Bazen öyle aramalar oluyor ki benim de içim içimi yiyor sevgili okur. Böyle bir aramayı tamamen kafasından atmış olma ihtimalinin çok düşük olduğunu düşünecek olursak bu bigmac teorisininne olabileceğine dair zerre fikrim yok ve şuan derin bir merak içerisindeyim.
bilek güreşi antreman çizelgesi yeni başlayanlar için: Bunu arayana pek birşey demek istemiyorum. Aygır gibi biri de çıkabilir bunu arayan. Gel gör ki bu kadar spesifik bir aramada benim blogum nasıl çıkmış? Ben ki her mevsim bir kere galeyana gelme haricinde bilek güreşi yapmış birisi de değilim.
bilgisayar bilmeyen adam napar: Bu da şimdiye kadar karşılaştığım en ekstrem aramaydı. Birkaç fikir vermek gerekirse yan çevirip tepsi olarak kullanabilir, ceviz fındık kırmada kullanılabilir, vantilatörünün önüne oturarak ısınılabilir. Ama bilgisayar bilmeyip de bunu bu kadar dert eden, ama yine de bunu bir şekilde bilgisayar ortamında arayan birine ben pek akıl vermeyeyim.
danzig yüksek uçucu: Bunu da çok merak ettiğim için hemen ben de aradım. Anladım ki bir güvercin türüymüş bu danzig. Ben de sadece bu güvercin sever Google aramacısına selam etmek istedim. Hakeza ben de güvercinleri ve güvercin severleri seven bir insanım.
facebookta sayfanı gireni gör: Bizim milletin bu inatçılığı bir meziyet mi yoksa eksiklik mi bilemedim. Büyük ihtimalle böyle bir uygulama ya da program yoktur. Ama bizim milletin insanı bu işe yaradığını iddia eden 5 programı dener, olmasa da aramaya devam eder. Anlamaz ki o programı yapanlar da kendi gibi çakal Türk'lerdir. Bu ısrarı okumaya göstersek toplumca nobel almıştık.
fox tv filmleri yerde bulduğu elmayı yiyen adamın hikayesi: İlk olarak bunu arayana belirteyim ki fox tv filmleri diye bir kavramın olduğunu hiç sanmıyorum. Ayrıca o elma yeme olayı da bildiğim sadece pamuk prenses olayında var, kaldı ki bu da insanın içine bu kadar dert olabilecek birşey değil. Hikayesini bulup napıcaksın bir film karakterinin? Film karakterinin hikayesi diye birşey olur mu lan?
hangi güreş şirketi batınca wwe açıldı: Bu ilk bakışta (hatta sonraki bakışlarda da) saçma görünen soruya bir şaka yapamadan duramadığım için bir cevap vereyim dedim. Şen Kardeşler Güreş ltd. şti. batınca açılmıştır herhalde.
hareketli yanar döner eşantiyon resim: Galiba bunu yorumsuz geçmeyi uygun gördüm.
haşiki tir lan ordan şarkısı: Bu şarkıyı da bütün bu Google aramacılarına ithaf ediyim bari tam olsun.
homan lazer: Bunu açıklayana da ödül vermeyi düşünüyorum. Facebook çiftliğine koyun falan yollarım mesela. Hatta benim çiftliğin tapusunu üstüne yaparım.
japon çocukları ne yapar: Merak konusunda seçilmiş bir millet olduğumuzun bir göstergesi daha. Japon çocuğu ne yapsın, japon diye kılıçla birbirlerine mi girişsin, onlar da çelik çomak ya da misket falan oynuyolardır herhalde. Ama daha teknolojiktir onların çomakları.
kayıp pirenses1.bölüm: Milletimizin prenses yazma konusundaki sıkıntısı ve hangi durumlarda boşluk bırakması gerektiği konusunda son derece kafası karışık.
kontörün olayım kazım konuş konuş bitir beni: Bloguma adeta ahlaksız teklifler yağıyor sevgili okurlar çok mağdurum. Ayrıca adım Kazım olmasa bile bunu üzerime alınıyor olmam da ince fikirliliğimdendir.
leopar ve diferansiyel denklemler: Eğer ki bu bir tercih konusuysa leoparı seçerim. Diferansiyel denklemlerden geçene kadar neler çektiğimi bir ben bilirim, bu durumda leoparı güle oynaya bile seçebilirim. Hatta deseler ki "bu leoparı alt edemezsen diferansiyel denklemleri bir daha alacaksın" işte o an elimin ayarı kaçar da bütün hayvanlar alemini el pençe divan ederim önümde bir anda.
milibüs şakası kalbini kırarım: Bazı yazım hataları hakikaten yazım hatasıdır, bunu klavyedeki yanlış yazılan harfin yerine bakarak anlamak mümkün. Ama bir insan minibüs yerine milibüs yazıyorsa bu tamamen kendi cehaletindendir kimse bahane bulmasın bu konuda bana. İşte ben de böyle bunu arayanın kalbini kırarım.
pasta yaparak para kazanabilirmiyim: Burdan sitemim Google'adır. Birkaç kere tosun bünyemden bahsetmemden kelli bu insanı bana yönlendirmişse eğer yarın öbürgün gider Google'ın binasını da basarım ben camını çerçevesini de indiririm. Bunun yanı sıra bu soruyu arayana cevap olarak tahminim hayır umudum evet demekle yetinebiliyorum.
sahibinden saim aslan: Sahibinden satılık insan mı arıyorlar nedir? Yoksa satan sahip bu desem bir insan satan kişiye göre eşya mı alır? "Ohoo Saim abi satıyorsa hiç kaçırmam ne olursa olsun alırım" mı demiş bunu yazan insan?
ufuk özkan ın geniş ailedeki yeşil montu: Dizi hayranlığı bu noktaya gelmiş sonunda. Hani Geniş Aile çok modaya uyan karakterlerin olduğu bir dizi olsa diycem ki son modayı takip etmek içindir bu arama. Ama öyle bir durum da yok pek.
uzaya roketlerle gelmezse ne olur: Bazı aramalar bana hayatı sorgulatıyor adeta. İlk olarak uzayan gelen kim? Roketler bildiğimiz roket mi? Uzaya geldiğine göre nereden geliyor olabilir? Bunca şeyden sonra gelse ne olur gelmese ne olur?
viledada domuz katkısı varmı: Varsa da dini açıdan yerleri silmek için kullanılan bir alette domuzsal ürünler bulunmasının bir sakıncası olduğunu sanmıyorum.
yeni yıl nar kırdıktan sonra ne yapılır: Bu kadar geç kalmışsan bırak hiçbirşey yapma bence. Çürümüştür bozulmuştur o nar zaten. At gitsin.
çok çok komik tuhaf davul zurnalı halay çeken adamlar: Google'ın mantığında çok çok diye bir arama kriteri olsa keşke. Çok komik videoları ayrı çok çok komik videoları ayrı kategorize etse falan. Türk'leri anlayan bir arama motoru yazabilse adamlar zaten kapatır interneti gider herşeyi başarmış olmanın verdiği gururla.
öss için kendini gaza getirme: Ey sevgili gaza gelme niyetlisi okurum. Olur da bunu başaramazsan ben sembolik bir ücret karşılığında seve seve seni gaza getirebilirim.
Gönderen Parahuman zaman: 01:15 0 yorum
Etiketler: arama motoru, Google, Google Analytics, yurdum insanı
Şöyle böyle #34
10 Nisan 2010 CumartesiKaç zamandır yazamamıştım doya doya bir şöyle böyle yazısı. Biriken notlarıma göz gezdirerekten işte huzurlarınızda baharın müjdecisi nisan ayının ilk şöyle böyleleri.
- Hakimlerin idam kararı verdiğindeki o kalem kırması nasıl bir şekilci harekettir öyle. İnsan gibi söylesene "arkadaşım seni idam edicez" diye. Oraya koysalar titanyum kalemi kırayım derken rezil olmayacak mısın? Veremiycek misin cezayı. Ya da dandik kalem koydular elinde oynarken kırdın. İdam mı edicekler boşuna adamı.
- Bilmem sizin de dikkatinizi çekti mi ama arasıra başbakan bize sesleniyor. Biz derken ulusa sesleniyor yani. Ama nedense hep gece 12'den sonra sesleniyor. Bilmeyen biri incelese bu durumu Türk'leri gece 12 sularında hep televizyon seyredip o saatlerde uyumayan insanlar sanır.
- 1 Nisan günü bir şirket sanırım promosyon amacıyla Beyoğlu'na gökten balon yağdırdılar. Benim bildiğim insanlar balonları atıp tutup oynar, birbirine atar, ayağında sektirir falan. Ama bizim güzel insanlarımız bir hınçla hepsinin üstüne basa basa patlatmaya başladılar balonları. Bir Beyoğlu dolusu insan hırsla balonları patlatmak için üstünde tepiniyordu. Ne enteresan tercihleri olan bir milletiz diye hayretle izledim ben de bu olayı.
- Karadenizli'ye benzeyen bir kamera şakacısı var televizyonda, arasıra denk geliyorum. En çok da şunu istiyorum. Birgün şaka yapayım diye çıksa karşıma da en ufak bir saldırgan ya da hakaretvari tutumunda ağzını gözünü bir güzel kırsam ben bunun. Hatta her kamera şakası dediğinde bir kere daha taşla çırpsam çenesini. Sonunda polise gidince de "böyle böyle beni tehdit etti ben de tanımam şakacı falan" desem keşke.
- Geçen gün yine kavgalı dövüşlü bir sohbet sırasında birkaç kişi bir açmaza girdik okulda. Eve hırsız girdi mi korkutup "höea ha" diye bağırarak kaçırmak mı lazım yoksa sille tokat dalıp polise mi vermek lazım diye. Ha diyelim polise verdin, bu herif evini biliyor. Bir süre sonra serbest kalınca intikam ateşiyle yanıp tutuşup yine gelir mi acaba?
- Kocaeline mi yoksa Kocaeliye mi acaba doğrusu?
- İzlediğim hiçbir dizide karakterler "arabayı nereye parketsem" diye düşünmüyor ya, ne enteresan. Olay İstanbul'da geçiyorsa park yeri bulmak minimum 5-10 dakika alır. Dizilerin bütün gerçekçiliği kayboluyor sırf bu olay yüzünden.
- Bu arada geçen gün de şunu farkettim. Dizilerde falan parçalanmak üzere değersiz arabalar kullanılır ya. Eski ve yerli arabalardı genelde bunlar. Ama artık benim kullandığım araba da bu gözden çıkarılan arabalar klasmanına giriyor geçen gün izlediğim dizi doğrultusunda. Sevimsiz bir hissiyat bu.
- Erman Toroğlu bir boru reklamında oynamış. Bana şu dert oldu. Erman'cığım ısrarla otomosyon diyor reklam boyunca. Acaba bizim bildiğimiz otomasyonu söyleyemediği için mi böyle bir kelime çıkıyor ortaya yoksa hakikaten otomosyon diye birşey mi var?
Gönderen Parahuman zaman: 23:14 4 yorum
Etiketler: 1 nisan, dizi, Erman Toroğlu, hırsızlık, hukuk, Kocaeli, naj, reklamlar, şaka, şöyle böyle, televizyon, yurdum insanı
İnsanoğlunun yumurcaklığı
4 Nisan 2010 Pazarİstemezdim ki 222. yazımda böyle dertli bir şekilde çıkayım karşınıza sevgili okur. Gelin görün ki vize haftası arifesinde işi gücü bıraktım da buna dertlendim. Şimdi rica edicem biri gelsin bana 1 nisan'ın olayını anlatsın. Misal hep düşünmüşümdür anneler günü var babalar günü var da evlatlar günü neden yok, nedir bu çekirdek aile içindeki ayrımcılık diye. Ya da daha faydalısı "özel gün bulma günü" olsa en faydalısı olur. O gün herkes oturup "19 ocak da öğrencilere yardım destek günü olsun" falan gibi fikirler üretse keşke fena mı olur? Yeterli bir oy sağlandığında da gerçekleşir o günler. Ama 30 bin yıllık insanlık tarihinin geldiği son nokta bu. İşi gücü bırakıp şaka yapmak için birgün belirlemek. İnsanoğlunun şaka merakı bizim insanın yaratıcılığı ile birleşince çok enteresan sonuçlar çıktı.
En büyük kıvanç kaynağım bu 1 Nisan'da yine hiçbir yumurcaklığa maruz kalmadan atlattım. Çünkü evimden çıkmadım. Şaka korkusu insana neler yaptırıyor buyrun görün işte. Ayrıca bir de kindar bir insanımdır. Biri bana bir şaka yaptı mıydı bin beterini ona yapmadan rahat edemem. Zaten şaka denen şey göreceli bir hadise olduğu için bir insanı yakasından tutup balkondan atsam arkasından "bir nisan" diye bağırma yetkim varmış gibi hissediyorum. Neyse ki evden çıkmadım da yorgun yılgın halimle şakalarla uğraşmak zorunda kalmadım. Ayrıca buradan da nereye başvurmak gerekiyorsa oraya başvuruyorum bu 1 nisan günün kaldırılması için.
En fenası da şaka yapmaya çalışan öğretim görevlileri oluyor. Şu diyaloğu kaç kere yaşamışımdır hesabı yok ama haala yapılır.
-Günayın çocuklar nasılsınız
-...
-Hadi çıkarın kağıtları yazılı yapıyorum, ehehe
-...
-1 nisaan, hadi yırttınız yine şaka yaptım, yok sınav, ehehe
-...
En acı durum da öğrencilerin büyük bir olgunlukla hocanın bu olgunluktan uzak tavırlarını olgunlukla seyredip ona birşey söylememeleridir. Hoca da hocalığın ilk vazifelerinden birisi olan şaka yapma gerekliliğini yerine getirmenin verdiği haklı gururla derse devam eder.
Hocalara yapılan şakalar nispeten daha keyifli oluyor. Misal lise yıllarımdaki bir 1 nisanda bahçede 2 saat boyunca top oynadıktan sonra camdan "evladım gelsenize derse" diye seslenen hocaya "bir nisan hocam şaka yapıyoruz şuan biz" dediğimiz de oldu. Anadolu Lisesi hocaları bu konuda yeterince deneyimli değildi.
Bir kere de merak ettim acaba Fen Liselerinde nasıl oluyor bu olay diye bir Fen Lisesinde okuyan bir arkadaşa sordum "yahu siz şimdi böyle çalışkan falan adamlarsınız da hiç şaka yaptığınız olmadı mı?" diye. Olmuş. Ama olmaz olsunmuş. Şöyle ki koku bombası alıp bir heves tahtanın önündeki tebeşirliğe dökmüşler, sonra güç bela hocayı beklemeye başlamışlar. Hoca gelmiş kapıyı açmış koklamış, gitmiş, gaz maskesiyle gelmiş, son derece sakin bir şekilde dersi anlatmaya başlamış. Hal böyle olunca bu Fen Liseliler de tövbe etmiş şakasal olaylara.
Bir de kavgaya şaka süsü vermek var ki o 1 nisan olayının ne kadar boş birşey olduğunu gösterir. Şöyle ki 1 nisanda futbol maçı yaparken (tabi yine lisedeyken) kafa topuna çıkacak bir arkadaşın beline sarılıp bir güzel kündeye getirdikten sonra "bir nisan" deyip uzaklaştım. Sonrasında da türlü sevimsiz fiziksel şiddet içeren hareketler birbirimize uygulayıp sonrasında da "bir nisan" diyerek o maçı dar ettiydik birbirimize.
Bir de şaka iki kişi arasında kalında kabul edilebilir oluyor da tüm ülke izleyince çok fena değil mi? Misal futbolcu Sercan Yıldırım'a mikrofon uzatmışlar. "Bir takım öne geçince topuk pası gibi hareketler ceza getiricekmiş ne diyorsun?" diye sormuşlar garibim Sercan da saf gibi bu saçma soruyu ciddiye almış cevap vermelere açıklama yapmalara doyamamış. Şimdi bu adam ilk maçta bir gol kaçırdığında "ne apti adam la bu da" demiycek mi onu izleyenler.
Bir de şakanın nerelere gideceğini hesap edemeyenler var. Misal yine güzel yurdumdan bir kadın kocasını aramış "evi silahlı adamlar bastı" demiş. Adam da biçare polis imdatı aramış. İmdat polis de durur mu olay yerine gidilmiş, kadın da şaka yaptım diyince ikisi hakkında da "yalan beyanda bulunmak ve adli mercileri oyalamak"tan işlem yapılmış gönderilmiş.
Konu şaka olunca mevki sıfat da dinlemiyo. Koskoca yerel gazete (hem koskoca hem yerel işte sen düşün) şaka yapıp da o şehrin milletvekillerinin trafik kazasında öldüğünü söyler mi? Bizim ülkede söylüyor işte. Peki o milletvekillerinden birinin çocuğu o gasteyi aldığında üzüntüden inme inse hesabını kim vericek. Bu 1 nisan'ı kim bulduysa ve kim böyle hayvancıl bir noktaya evirdiyse o vericek heralde.
Tahminimce en büyük ızırabı da o gün doğanlar yaşar herhalde. "Zaten doğumgünü bu adam neşelidir şimdi şakanın dibine vuralım ne kadar yumurcaklık varsa eksik etmeyelim" diye acı biberli pastalar mı yedirirler patlayan mumlar mı dikerler pastasına bilemem ama rahat yüzü görmez tahminimce bu arkadaşlar. Ben olsam mahkeme kararıyla bir gün sonraya aldırırdım doğumgünümü.
Bir diğer 1 nisan'ı kazasız belasız atlattığım bu günlerde hepinize şakasız günler diliyorum sevgili okur.
Gönderen Parahuman zaman: 19:26 0 yorum
Etiketler: 1 nisan, insanoğlu, lise, önemli günler, şaka, yurdum insanı
Şöyle böyle #32
27 Mart 2010 CumartesiBirkaç günlük bir aranın ardından yine nepneşeli çokçoşkulu bir şöyle böyle yazısı ile karşınızdayım sevgili okurlar. İşte huzurlarınızda son günlerde uykulu gözlerime takılanlar.
- Ankaragücü takımını tutanlara Ankaragüçlü mü deniyor Ankaragücülü mü? Yıllardır cevabını bilemediğim bir sorudur.
- Türkçe'de matematiğin çaresiz kaldığı bir durum keşfettim. "2. sınıf insan muamelesi" demekle "6. sınıf insan muamelesi" demek arasında hiçbir fark yok. 1 demediğiniz sürece hep en son sınıf anlaşılıyor o cümle.
- Dokunulmazlık kelimesini duyduğum günden beri huzursuzum a dostlar. Milletvekillerinin dokunulmazlığı var ise benim de dokunulurluğum mu var demek oluyor bu durum. Dokunulurluk ne kötü şey la.
- Dumankaya evlerinin reklamına dikkat etmişsinizdir. Mimarlar falan çıkıp konuşuyor. Ama herhalde yönetmen "anlatırken kaya gibi durmayın elinizi kolunuzu da kullanın" demiş ki hepsi de sakil ve yersiz ve hatta bir o kadar da saçma el hareketleri yaparak oraları nasıl tasarladıklarını anlatıyorlar.
- Ayıptır söylemesi bu blogu yazmaya başladığımdan beri yeni yazılarımı Facebook'ta paylaşıyorum ki insanların haberi olsun, bilmeyenler de öğrensin falan. Ancak gelin görün ki çok enteresan bir duruma yol açtı bu. Okulda görenler "ya o yazıları kim yazıyor?" diye sorduklarında "ben yazıyorum" deyince böyle inanmaz, yadırgamış "hadi canım" der gibi bir surat ifadeleri oluyor bir anda. Beni yazı yazamaz bi angut mu bellemişlerdi de "ben yazıyorum" diyince bu kadar şaşırıyorlar anlamıyorum. Kırılıyorum sevgili okur.
- Bir Türk'ün eline mıknatıslı birşey verince sıkılmadan saatlerce izlemek mümkün. Onu her yere yapıştır, farklı madenlerle dener, monitöre falan yaklaştırıp sonra panikler. Bu halleri kameraya çekip National Geographic'e göndersen yılın belgeseli ödülünü alırsın.
- Nisan'ın gelmesine 3 gün kalmışken hala üşüyor olmam da beni derinden üzüyor sevgili okur. Ama bir yandan da o Temmuz Ağustos aylarının yakıcı sıcaklığını düşünerek tırsmıyor değilim. Bu mevsim olayı da iki ucu pisli (evet çok edepliyim) değnek gibi birşey.
- Dün kesilen elektrik neticesinde teknolojinin ne kadar kölesi olduğumuzu bir kez daha görmüş bulunmaktayım. Koskoca evde yapacak aktivite kalmadı adeta bir anda. Kitap okuyayım bile desen onun yardımcı öğeleri olan ışıklandırma cihazları elektrikli. Kaya gibi oturdum kaldım evin içinde adeta.
- Bu arada az önce okuduğum şu habere göre Cem Karaca ve Barış Manço kardeşmiş. Adeta şok oldum sevgili okur. Keşke onlar hayattayken bileydim bu bilgiyi diye hayıflandım bile. Bana göre Türkiye'nin en büyük 2 sanatçısı olan bu insanlara zaten yeterli değeri verememiş gibi hissederken bir de bu durumun bu kadar geç ortaya çıkması daha da bir enteresan oldu. Bu arada bilmeyenler için bu ikilinin şu düetini de tavsiye ederim.
Gönderen Parahuman zaman: 16:12 0 yorum
Etiketler: Ankaragücü, blog, reklamcılık, şöyle böyle, teknoloji, yurdum insanı
Yetenek bu mu Türkiye? #2
22 Mart 2010 PazartesiDaha önce de malum yarışma ile ilgili yazdığım yazının ikincisini yazacağımı hiç tahmin etmiyordum açıkcası. Gelin görün ki bugün yarışmanın bittiğini görünce tekrar birşeyler yazayım dedim. Hatta en iyisi madde madde yazayım da okuması kolay olsun.
- Türkiye'de bu tip yarışmalarda engelli ya da çocuk olunca sanırım baya bir avantajlı olunuyor. En sıradan işleri bile yapsa finallere falan kalınıyor.
- Bir çocuk vardı ki unutamadım. Düğün piyanisti tadında, 50 yaşındaki bir emekli devlet dairesi memuru mimiklerine (yani neredeyse hiç) sahip, arabesk söyleyen ve ağlak suratlı bir çocuktu bu. Çocuk bile derken ellerim titredi adeta. Bu çocuk bile finale kaldıydı mesela.
- Enteresandır ki onlarca ilüzyonistten bir tanesi bile finale kalamadı. İzlerken keyifliydi oysa ki. Ama her çocuğu finale almaktan ilüzyonistlere yer kalmadı.
- Gurbetçi Türkçe'sinin ne kadar itici olduğunu bir kere daha gördüm bu yarışmada.
- Bu arada şunu da anladım ki bu yarışma 15-20 sene önce yapılmış olsaydı baya bir Zeki Müren benzeri şarkı söyleyen insan olacakmış. Bugün bile birkaç böyle şarkı söyleyen insan olduydu.
- Bu arada televizyonculuk açısından da zamanın ne kadar kötü kullanıldığını gördük. Programın başından sonuna kadar devamlı panik halinde reklama gitmeye çalışan bir Acun Ilıcalı kaldı sadece benim aklımda.
- Şunu da gördük ki ülkede gerçekten bin çeşit insan varmış. Çalışınca her türlü enteresan yeteneğe sahip olabilecek DNA'lara sahipmişiz.
- Programın en eğlenceli anları genellikle Acun Ilıcalı'nın Hülya Avşar'a söylediği alaycı cümlelerdi sanırım. Bu arada nedendir bilmem ama stüdyo dolusu seyirci de hep Acun'un tarafını tutuyor oluyordu gördüğüm kadarıyla.
- Bu arada seneye program yine olacakmış sanırım. Çok isterim ki çoluk çocukların çok sıradışı birşey yapmadıkları sürece ilerleyen turlara kalmasın. Koca sahne anaokulu bahçesi gibi oluyor sanki bir anda.
- En kötüsü de bütün yabancı isimleri de nasıl baltalayabildiğimizi gördüm. Beat box yapan adamlar vardı misal. Bizim halkımız o beat box'ı internet ortamına bigbak, bitbaks, bigbox, bitbok gibi farklı isimlerle taşıdı. Aynı şekilde popping isimli dansı da papi, popi, popik gibi farklı yeni isimlere büründürdüler.
- Bir de şu dikkatimi çekti ki bazı gruplar 20-30 kişiyle katıldı yarışmaya. Öyle olunca birincilik ödülü de çok matah birşey olmuyor sanki. Adam başı 25 milyar falan düşerdi onlar kazansaydı.
- Seneye programı çok merak ediyorum, bu seneki finalistleri taklit eden baya bir insan göreceğime eminim mesela. Ayrıca yarışma daha popüler olduğu için daha da enteresan tipler dökülecek yarışma ortamlarına. Yeter ki gözünden süt fışkırtmak gibi faydası, estetiği olmayan şeyleri yetenek sanıp da gelmesinler.
Gönderen Parahuman zaman: 01:23 0 yorum
Etiketler: Acun Ilıcalı, Hülya Avşar, televizyon, Türkiye, yetenek sizsiniz Türkiye, yurdum insanı
Türkler ne arar #5
11 Mart 2010 PerşembeKaç zamandır bakmıyordum bu Google aramalarına, moralim bozulmasın diye. Az önce daha fazla sabredemedim bakayım bir hele dedim. Demez olaydım. Yine birbirinden enteresan aramalar birikmiş güzelim blogumun internet yollarında.
11818 ahmet denız elazığli: Bu güzel vatandaşımız televizyondaki 118 reklamını yanlış anlayıp numara arama işlemini internetten yapmış. Bir de şu durum dikkatimden kaçmadı ki her yerde "ı" harfini kullanmış. Baştan acıyacaktım "klavyesine i tuşu alacak para bulamamıştır belki" diye en sondaki ve "ı" olması gereken yerdeki "i"yi görünce bu hissiyatım da kaçtı.
baki prensese yedi cüceler: Benim bildiğim bu prensesin pamuk olması gerekiyordu ama yurdum insanı demek ki kotonla orlonla uğraşmak yerine prensesi baki yapmaya karar vermiş. Baki'nin de bir erkek ismi olması beni derinden yaraladı. Ayrıca bir de sipariş verir gibi olmuş bu. "Çek ordan baki prensese yedi cüceler" der gibi birşeyi çağrıştırdı bana.
bilardo yeri açsam para kazanabilirmiyim: Bu sorunun muhattabı olmak beni son derece onore etti sevgili Google aramacısı. Ayrıca madem benim blogumdan fikir aldın ben de %50 indirim beklerim bu bilardo yerinde şimdiden bildireyim. Ayrıca burdan herkese şunu söylemek isterim ki bilardo oynarken teoride ince görürüm pratikte çuhayı yırtarım.
bilgisayar mühendisiyim: Ben de adayıyım sevgili aramacı. Ama bunu Google'lara sorup benim bloguma neden geldin bilmiyorum. Eğer ne yapacağını bilmiyorsan söyleyeyim, MSN'e gir, internette dolaş bol bol, ayrıca toplum içinde mühendis olduğun belli olsun istiyorsan enteresan bir sakal bırak saçları da ıspanak şeklinde uzat.
bkm mutfak skeç sözleri karşılıklı birebir: Bari skeçin ismini de yazsaydın sevgili okur da dinliyip dinliyip yazsaydım senin bu güzel aramana karşılık. Bizde okur memnuniyeti en önemli hadisedir.
dirk nowitzki hayatımda gördüğüm en zeki oyuncu: İlk defa bir Google araması ile polemiğe girmek üzereyim. Hatta giriyorum. Söz konusu zeka olunca Paul Pierce'ın eline su dökemez kimse. Ayrıca sırf bu görüşünü tüm dünyaya duyurmak için Google'da bunu aramak da çok enteresan bir fikir.
dunya konuşan yetenek sizsiniz: Böyle birşey nasıl olur aklım ermedi benim de ancak eğer olursa o yarışmayı kazanma konusunda bir numaralı adaydır. Dünya konuşan ne demektir ki acaba?
elektrik idaresi ersin karabulut adres: Burdan sevgili karikatürist Ersin Karabulut'a sesleniyorum. Ersinciğim birileri senin adresini bulmak için elektrik idaresini aramayı bile göze almış ama bula bula benim blogumu bulmuş. Ben vazifemi yapıp uyarıyorum seni. Sen de gerekli önlemlerini al. Bu kadar adresini merak etmişlerse artık evini bulduklarında ne yaparlar var orasını da sen düşün.
facebook pokerde param bıttı ne yapcam: Keşke paranın bir kısmıyla ev falan alsaydın sevgili arayıcı. Kiraya verip onun kirasıyla gül gibi geçinirdin şimdi. Yahu sevgili arayıcı adı üstünde poker bu, tabi bitecek paran. Ya ne olacaktı?
facebookta kim sayfana girmiş: Burda dikkat çekmek istediğim bir husus var sevgili okurlar. Adam kendi sayfasına girenleri de değil, benim sayfama girenleri merak etmiş sanki. Yoksa niye "sayfana" diye yazıp arasın Google'da. Sen derken kimi kastettiğini bilemiyoruz ama ben üstüme alındım nedense.
gelecekten gelen insanlar: Böyle birilerinin olduğundan o kadar emin ki bu sevgili arayıcı çoğul arayabilmiş. Bir değil iki değil demek ki bu gelecekten gelenler, bu arayanın da canına tak etmiş, "ulan şu Google'a sorayım da bu gelecekten gelenleri kim oldukları çıksın ortaya, yeter canıma tak etti artık" demiş herhalde. Gel gör ki netice olarak benim blogu bulmuş.
halay kanali-gelecekle ilgili programin tekrari 12 subat 2010 . 12.subat: İşte son ayların en bomba araması budur bence. Madem aradığın şey halay kanalı bre arayıcı, geleceği geçmişi mi var bu işin. 12 şubat olunca dünyadaki insanlar daha bir farklı mı halay çekiyor sanki. Bir de programı izlediği yetmemiş tekrarını istiyor. Nasıl bir halay çektilerse artık.
hasarlı arabadan para kazanabilirmiyim: Bayılıyorum bizim insanın bu girişimci ruhuna. Kazanırsın tabi sevgili Google arayıcısı neden kazanamayasın. Satarsın bir hurdacıya olur. Ya da tamir ettirip satarsın. O da olmadı "hasarlı arabadan para kazanmanın incelikleri" diye bir kitap yazarsın, bu ülkede senin gibi insanlar olduğu sürece o kitaptan da baya bir para kazanırsın.
jeef hardy geri düdü fox ta değil: Okudukça sinirim bozuluyor bunu sevgili okur. Bir insan nası geri düder. Geri düdmek nedir?
kurtalan kaçak bahisçileri: Yahu yapmayın etmeyin, şer amaçlı suç odağına çevirdiniz güzelim blogumu. Bahisin bile kaçağındasınız göçeğindesiniz sevgili vatandaşlarım yapmayın bu kadar da.
nasıl kolay para kazanırım: Ben bunu arayan adama daha da birşey demem.
sayısal loto tahmin cetvelleri: İşte şimdi biraz kafam karıştı sevgili okur. Sayısal loto'yu nasıl tahmin edebilir ki bir insan. Hadi bir insanı da geçtim, bir cetvel nasıl tahmin ediyor bunu. Bunu bulan olursa bana da yollasın.
smackdown oyuncularının sevgililerini öperken: Hay şu amerikan güreşçilerini bloguma bulaştırmaz olaydım. Güreştikleri tepiştikleri yetmedi bir de sevgilisini öpmeleri olay oldu. Olay olması da yetmedi de internette aranır oldu.
takma soyatlar: Benim bildiğim bir tek takma isim olur ona da lakap denir. Bütün bir aileye bir lakap takılacağı zaman ona da takma soyat mı deniyor acaba?
uçak al: Başüstüne.
zeki dozer sima oyunlu: Bu bir isim mi ki acaba? İsimse endişe duyarım değilse daha beter endişe duyarım ne olabilir ki bu acaba diye.
şimdiki gençlik tırt: Bunu söyleyen kim ise yanıma alacağım bir grup şimdiki genç ile taksim meydanında gecenin ilerleyen bir saatlerinde ağırlamak isteyebilirim.
Gönderen Parahuman zaman: 03:58 1 yorum
Etiketler: arama motoru, Google, Google Analytics, yurdum insanı
Şöyle böyle #28
9 Mart 2010 SalıSizlere dağbaşındaki evimin karla karışık yağışlı manzarasına göz ucuyla bakarak yazıyorum bu yazısı sevgili okur. Evet cümleye de çoğul başlayıp tekil bitirdiğimin farkındayım, hata buldum diye sevinmiştin oysa ki değil mi. Neyse yine fazla uzatmadan uzun bir aradan sonra tekrar aklıma takılan şöyle böylelerle karşınızdayım.
- Geçen gün televizyonda dünya kadınlar günü ile ilgili bir tartışma gördüm. İsmine karar verememiş bizim kadınlarımız. Birileri kadınlar günü olsun birileri bayanlar günü olsun diye tutuşmuşlar. Ben de bir an içimden "önce ismine karar vereydiniz de sonra gününü kutlasaydık" diye geçirmedim değil açıkcası.
- Bugün dikkat ettim de bir iskelenin önünde falan birini bekleyen insanlar arasında gizliden gizliye bir dayanışma bir birliktelik oluyor sanki. Aralarından birinin beklediği kişi gelip onlar uzaklaşırken arkalarından hüzünleniyor diğer bekleyenler sanki. Birini bekliyor olmanın verdiği enteresan ruh halinin neticeleridir bunlar belki de.
- Bugün de iskelede beklerken yurdum insanının promosyon sevgisini gördüm bir kere daha. Bardakta hazır çorba dağıtan birkaç ufak araç geldi. İnsanlar etrafını sardı tabi hemen aldılar çorbalarını gittiler. Enteresan olan ise kimileri de çorbanın maskotuyla resim çektiler.
- Benim için en sinir bozucu olan şey bir makinanın benimle konuşmasıdır. Bugün maalesef vapura binme süreci öncesindeki otomatik akbil doldurma aletleriyle bu durumu yaşadım. Makina dediğin dızt bızt diye ses çıkarır. Bu makinalar emir veriyor baya.
- Yine bugün iskelede beklerken hunharca esen rüzgara karşı biraz daha dirençli olabilmek adına seyyar bir bereciyi gözüme kestirmiştim. Uzaktan ince ince bereleri süzerken satıcının bir laf etmesini benim de isteksiz adımlar ile yaklaşıp beğenmeyen tavırlar ile bereyi inceleyerek fiyat kırma planım hızlı adımlarla yaklaşan zabıtalar tarafından suya düşürüldü. Sonrasında da karşıma başka hiçbir seyyar bereci çıkmaması neticesinde bütün günü kafa bölgemde üşümeye bağlı ağrılar ile geçirmeme sebep oldu.
- Şöyle ilginç bir tespitim daha oldu bugün bu deniz taşıma araçlarını kullanırken. İskelenin kapısında beklerken ve o esnada vapurdan inen insanlara bakarken o bekleyenlerde büyük bir nefret oluyor sanki. İnenlerin hepsi bir anda inebilse daha erken girip oturacaklarını düşündüğü için sanki.
- Vapur yanaşırken atlayan insanları da anlamıyorum bazen. Bir insanın hayatında birkaç dakikalık gecikmeyi kaldıramayacak kadar önemli ne olabilir ki böyle aksiyonlara giriyorlar bu gibi durumlarda diye düşünmeden edemiyorum.
- Son olarak da vapur yanaşında iskele ve vapur arasına üstüne basıp geçmelik bir tahta konuluyor ya. Eğer o tahtanın iskele tarafındaki tam ucuna basarsanız ve diğer uçta kimse yoksa o tahtanın diğer ucu havalanır işte. O çok fena bir hissiyattır.
Gönderen Parahuman zaman: 02:36 3 yorum
Etiketler: dünya kadınlar günü, iskele, promosyon, şöyle böyle, vapur, yurdum insanı
Türkler ne arar #4
4 Şubat 2010 PerşembeYine birikmiş Google arama tandanslı benim bloguma girenlerin enteresan olanları. Madem onlar birikmiş ben de yazayım dedim. İşte geçtiğimiz bir ay içerisinde enteresan aramaları neticesinde benim bloguma ulaşmış olan talihli kişiler.
amerikan güreşi oynayan çocuk öldü: Ya işte ben demiştim bu Fox TV'deki kaslı maslı adamlara inanmayın diye. Yalnız şunu da anlamadım, madem öldüğünü biliyor bu kişi de neden bir daha Google'da bunu aramaya ihtiyaç duyuyor ki.
başkasının bilgisayarından depaccoya üye: Zamanında bu dolandırıcı site ile ilgili sağlam bir bilinçlendirici yazı yazmıştım, demek ki hala o yazı sayesinde dolandırılmaktan kurtulanlar olmuş. Ancak kurtulan da en az site kadar dolandırıcıymış. Kendi kendini üye yapıp zengin olma yöntemleri aramış.
beygirlerde cinsellik: Sonunda National Geographic'e de çevirdiniz güzelim blogumu. Eğer benim yazılarımdan aldığınız bir bilgi bunu arayanların işine yaradıysa sonra da o at gidip bir koşuda birinci falan olduğunda gelip bana payımı vermezlerse hakkımı helal etmem. Ben şimdiden uyarımı yapayım.
big live blogging pizza: İşte hiç anlamadığım aramalardan birisi daha. Tercümesi de şöyle oluyor: büyük yaşa blogla pizza.
burger king amerika domuz: İşte komplo teorisyenlerine inanıp bunu bir de internette aramış bir yurdum insanı. İnanmayın yahu böyle şeylere, bula bula anca benim blogumu bulabilirsiniz işte.
çorum sokaklarında mobese kameraları nerelerde: Sevgili Çorumlu yurttaşım, belli ki trafikte bazı illegal hareketler yapmaya niyetin var, yapma. Yapacaksan da bunu böyle ulu orta internetlerde arama. Arasan da benim son derece legal blogumdan medet umma.
efem su: Yahu bu aramayla benim blogumun ne alakası olabilir. Yakında blogumdan pide siparişi falan da vermeye başlayacaklar herhalde.
fransada işsizlik maaşı ne kadar: Hah işte tam benim kafada bir internet kullanıcısı. Yan gelip yatalım paraları alalım diye düşünmüş. Ama önce de internette araştırmış en çok neresi veriyorsa oraya giderim diye.
günümüz ile neler oldu: Bu kafayla sorarsan hiçbir şey olmadı. Bu anlatım bozukluğundan sıyrılmadan da olmaz kolay kolay.
hamburger görsellik: İşte bunu arayanı çok takdir ettim. Yediği şey hem midesine hem gözüne hitap etmeli aynı benim gibi. Bir ara bana mail atarsa da detaylı veririm bu görselliğin sırrını.
jeff hardy şarkısı masa]st]ne koyunu: Orada masaüstü yazmaya çalıştığını anladıktan sonra bu arama daha da saçma bir hal aldı. Masaüstüne koyunu gibi bir ibare var sonda. Kabahat bende aslında, nerden musallat ettim bu amerikan güreşçisi sevicilerini başıma.
kanada da metalurji: Bu kadar spesifik bir aramada da çıktığım için gözlerim doldu adeta. Gel gör ki ben ne bileyim Kanada'da nasıl olur metalurji.
marduk dönüş: Hah işte bir geldiği yetmiyordu bir de dönüp bir daha mı gelecek yani şimdi bu marduk. Bizim örfümüzde ananemizde misafirperverlik vardır, gidene gel gelene git denmez, marduk'u da hayhay deyip kabul ederiz artık.
tabanca para: Ben bu arayanlara baktıkça her geçen gün yeni birşey öğreniyorum sanırım. Var mı ki acaba böyle birşey cidden? Nasıl birşey olabilir ki tabanca para? Bakkala gidip 2 tabancalık pirinç almak gibi birşey mi?
undertaker alttan alan: Benim yaptığım basit bir kelime esprisini ciddiye alıp bunu arayan insanlar mı var yoksa bu espri benden önce de mi yapılmıştı onu bilemedim? Ama bunu niye bir daha arar bir insan onu hiç bilemiyorum.
uçak al: Benim blog demek ki nasıl zengin bir imaj çizdiyse uçak almaya karar verenler bile gelip benim sayfama danışıyor önce. Bir tur vermeyen toptur lan.
yetenek sizsiniz big box yapan alman çocuk: Yurdum insanı yabancı bir terim duydu mu araştırmaya gerek duymadan duyduğu gibi yazıyor ya direk, işte ona uyuz oluyorum ben. Big box diye sallamış bu tip mesela.
yetenek sizsiniz türkiye alman big bax canın söylediği şarkı: Al bir tane daha. Bu da big bax diye sallamış. Burdan vatana hizmet kapsamında bunun doğrusunu yazmayı kendime görev edindim. Onun doğrusu beatbox'tur.
youtube ayazmada minibüs üstüne atlayan hirsiz 14,01,2010: Yahu ben hayatımda bu kadar spesifik bir arama görmedim. Madem biri böyle birşey aramışsa kesin böyle birşey vardır diyerek saatlerce internette aradım bu olayı. Bulamayınca da merakım 2 kat arttı. Minibüse neden ve nasıl atlar ki bir hırsız. Ya ta tek yaptığı minibüse atlamak ise hırsız olduğu nasıl anlaşılır ki?
Gönderen Parahuman zaman: 12:26 0 yorum
Etiketler: arama motoru, Google, Google Analytics, yurdum insanı
Şöyle böyle #20
3 Şubat 2010 ÇarşambaBugün çıktım çocuklar gibi kar topu oynadım sevgili okur. Yanıma aldığım nice yıllık ahbabımla birbirimize kah kar topu attık kah yere devirdik. Hazır bu neşe ortamını sağlamışken bir de şöyle böyle yazısı yazayım da kafama takılanları, aklıma gelenleri sizle paylaşayım dedim.
- Facebook'ta bildiğiniz üzere türlü çeşitli oyunlar falan var. Ama bu olay o oyunların bütün maneviyatını bitirmiş. Lisede en ön sırada oturan inek, efendi kız gitmiş pokerde milyon dolar para yapmış mesela. Pokercilik meziyettir yahu, bunu gören babayiğit pokerciler tövbe edip kendini tarıma verir "bu işin artık ne maneviyatı kaldı ne imajı" diyerekten.
- Tahminimce birkaç milyon yıldır (en az) bu dünyaya kar yağıyor diye biliyorum. Peki hala yağan kar karşısında bu kadar aciz olmamız mantıklı geliyor mu size? Demezler mi adama "bu kadar milyon yılda bir önlem alamadın mı?" diye.
- Tarih dersi alırken vakti zamanında kafama takılan birşey vardı. Krallık ile prenslik arasında ne fark var. Birini sakallı falan bir kral yönetip diğerini de tayt giymiş uzun saçlı atletik prensler mi yönetiyordu. Krallık itici geldi böyle bakınca olaya. Ayrıca her kral da zamanında bir prensti, ama her prens bir kral olamayabilir. Belki de cevap bu çok karışık cümlenin altında gizlidir.
- Dejavunun ne olduğunu bilmeyen birinin yanında dejavu olmak büyük ızdıraptır. Dönüp de "oha dejavu oldum lan" dedikten sonra "o ne abi" sorusuyla karşılaşınca o anlatma hali ölümden beterdir. "Hani bazen olur ya böyle o anı daha önce yaşamış gibi olursun da aslında yaşamamışındır da ama öyle hissedersin" diyene kadar bütün heyecanı biter dejavunun.
- İddia ederim ki bir Türk'ün eline ne zaman ki çok eski bir kitap geçse ilk yapacağı şey fiyatına bakıp sonra da o zamanki harçlığını ya da maaşını düşünerek kitabın değerini bulmaya çalışmaktır.
- Kartopu oynarken ağacın arkasına saklanan biri olursa aşırtma atmak konusunda üstüme yoktur. Rakibi hem fiziksel hem zihinsel olarak çökertirim.
- Şu hayatta en büyük korkularımdan birisi dans kursuna falan gitmektir. Deseler ki "milyar milyar para veriyoruz gider misin" koşa koşa giderim ama kendimi çok kirlenmiş hissederim herhalde.
Gönderen Parahuman zaman: 20:05 4 yorum
Etiketler: dans, dejavu, facebook, kar, kitap, poker, şöyle böyle, yurdum insanı
Yetenek bu mu Türkiye?
13 Ocak 2010 ÇarşambaTelevizyonun bıçkın ismi Acun Ilıcalı'nın yeni bir programına denk gelmekteyim bikaç cumartesi günü boyunca. Bilmeyenler için kısaca özetlemek gerekirse olay şu: 3 kişilik bir jüri var (etrafları baya bir izleyiciyle çevirili) sahneye de türlü çeşitli yurttaşlar çıkıp ne yeteneği varsa onu gösteriyorlar. Jüri evet hayır diyerek oyluyor sonrasında da halk oylayacakmış falan. Ama benim bu yarışmada dikkatimi çeken (sinirimi bozan) bir hadise var ki ona da değinmeden geçemeyeceğim. O da şu rap müzik olayı.
Çeyrek asıra yakın bir süredir müzik dinleyen birisi olarak şu rap müzik olayından oldum olası hazzetmemişimdir. 40 yılda bir çok güzel bir rap şarkısı yapılır ama o albümün kalanı da dandik dandik şarkılarla doludur hep. Ama görüyorum ki yurdum gençleri arasında pek bir meşhur olmuş bu rap müzik. Benim sıkıntım da burda başlıyor zaten. Yarışmanın hangi bölümünü izlesem en az 4-5 tane rap yapıcam diye çıkıp hazır bir davul ritmi üzerine bıdı bıdı hızlı konuşan genç (hatta genç bile değil 6-7 yaşındaki çocuklar da çıkıp yapıyor bunu) görüyorum, ne hikmetse seyirciler de coşa coşa alkışlıyor bu rapçileri. Yahu 5 yaşındaki çocuğun yapabilmesinden belli değil midir bu rap müziğin bir yetenek çalışma falan gerektirmediği. Ben de bulsam bi hazır davul ritmi son heceleri de kafiyeli (anlamsız olsa da sorun değil) birşey yazsam onu hızlı hızlı okusam beni de yetenekli addedicekler resmen. Her bölümde 10 tane rap söyleyen 1 tane rock müzik yapabilen kişi olması bile benim için hangisinin daha kıymetli olduğunun en aşikar göstergesidir. Yahu hiç olmadı eğer illa rap söyleyecekseniz arada bir enstrüman falan çalın bari, hızlı konuşmayla yetenek mi olur lan?
Ayrıca Türkiye'de ki eğitim hayatı boyunca insanlara müzik açısından hiçbir şey kazandırılmadığının da somut göstergesidir bu. Nota okumayı bilmeden ezbere flüt çaldırınca insanlara müzik eğitimi yapmak olmuyormuş bu demek ki. Bırakın çocuklar hangi enstrümanı çalmak istiyorsa onu çalsın. Belki kazara yurdumdan da çok sesli birşey çıkmış olur böyle. Gelin görün ki bu müzik eğitimi ve kalite standartları ile ne yazık ki bizim ülkemiz için yetenek budur Türkiye.
Gönderen Parahuman zaman: 13:49 0 yorum
Etiketler: Acun Ilıcalı, müzik, rap, Türkiye, yetenek sizsiniz Türkiye, yurdum insanı
Türkler ne arar #3
8 Ocak 2010 CumaSevgili okur, ben yazmaktan bıktım onlar aramaktan bıkmadı. Ben yazmayayım dedikçe onlar ısrarla enteresan enteresan arıyorlar. Artık kararımı verdim her 2 haftada bir yazacağım bu yazı dizisinin yeni bölümünü de sanırım.
inci baba saim arslan: Hay yazmaz olaydım şu yazıyı arkadaş. Kriminal görünümlü adam doldu güzelim legal bloguma sanki bir anda.
2 türk uçak lazer: Bir tanesi nesine yetmemiş bu arayıcının acaba da 2 diye vurgulamış başında. Lazerli uçak mı demek istemiş uçağa lazer mi tutalım demiş neyi kastetmiş onu da anlamadım.
abdürrahim albayrak "==) yilbasi: Abdürrahim Albayrak diyince benim de yüzüme bir gülümseme yayılıyor ama bunu arama yaparken Google'a da yansıtmıyorum yahu. Ayrıca yılbaşıyla ne alakası var ki bu durumun zaten?
abdürrahim albayrak yilbasi programi: Yahu demek bu adam yılbaşında hakikaten sağlam bi aksiyon yapmış ki herkesin içine dert olmuş, internetlerde arar olmuş bu işi.
amerikan futbol kocun montu: Kendi amerikan futbolu kariyerimden hatırlıyorum ki öyle koçun özel bir montu olmazdı. Normal montla gelirdi adam antremana işte.
basketbol euroleage insaat muhendisliginin en or dersi: Sondaki yazım hatasını anlayıp zor dersi olduğunu anladım. Ama basketbol ile Euroleage ile ne alaka peki? Basketbol takımları Euroleage'e giderken inşaat mühendisliği dersleri mi soruyorlar nedir?
beni benden alırsan seni sana bırakmam sozunu aciklayin: Hay lanet olsun şu sözü de yazmaz olaydım keşke. Bu arada ilkokul öğretmenleri de bu sözü mü ödev veriyor nedir herkes gelip bunu arıyor.
bilet numaramı yazayım milli piyango çıktımı bana: Yahu benim sitemi nasıl bulmuş bu amca hiç anlamadım. Ayrıca Milli Piyango zaten çıkmaz çıksa çıksa ikramiye çıkar en fazla.
bizim ingilizcesi: Bari bizim ingilizcemiz diye arasaymış.
bugra besel: Neden bu tanımadığım etmediğim insanların araması benim blogumda sonuçlanıyor. Sorarım sana Google?
cocuklar ne yapar: Bu sorunun cevabını şimdi vermek isterim: ne yapmaz ki. Ne yüce blog yazdıysam her sorunun cevabı da var burda ha.
dönmeli isim yazma: Dönmeli isim derken? Yav ne acayip şeyler arıyor yurdum insanı.
futbool iddaayı icat eden: La böyle saçma soru mu olur. Tee Roma döneminden beri var bahis olayları falan.
humen maçi: Bunu tamamen anlamadım sanırım.
jeff hardy napar: Aha sonunda amerikan güreşçilerini de musallat ettim başıma. Cevap olarak da yine diyorum ki: ne yapmaz ki.
karagöz ile ilgili sözler beni yanlış anladın: Karagöz ile ilgili sözlerden nasıl yanlış anlaşılabilir ki birisi. Yoksa Google'a bir sitem midir bu?
langırt niye suç: İnan ben de çok kereler sordum bu soruyu kendime sevgili okurum. Teee ilk zamanlarda yazdığım bir yazı idi bu. O günden bu güne kadar kendi kendime hep sordum bu soruyu.
sanal tarım para: Facebook'un oyunları benim bloguma aramayla gelenlerin arasına da sıçramış işte. Vereyim 3-5 domates tohumu (sanal falan da değil) onlarla uğraşın bari, yersiniz sonunda.
siyam pank: Yahu bu da amerikan güreşinden bir adam da gerçek ismi c.m. punk sanırım, ben şaka olsun diye okunduğu gibi yazdım. Gördüm ki meğer herkes böyle yazıyormuş bunu. Hiç bir marjinalliği kalmamış benim bunu okunduğu gibi yazmamım.
turk pornocuları almanyadaki turk hamburgerci: Böyle bir sektörsel değişim mi olmuş nedir? Almanya'da ki Türk hamburger sevenler de bu yüzden mi tedirgin acaba? Bunu aradınız da madem benim blogumu neden buldunuz vicdansızlar.
yeni yıla nar kırarak girme: Blogumu okuyan kimi okurlarım "yok öyle bir adet duymadıydık, uyduruyor olmayasın" demişlerdi. Bu arama da onlara kapak gibi bir cevap olmuş adeta.
yılbaşı gecesi narı kırdıktan sonra ne yapılır: Hah işte adet gelmiş ama tam olarak yerleşmemiş bizim kültürümüze. Benim bloglarımda çözüm aramış sevgili nar kırıcıları.
Gönderen Parahuman zaman: 20:13 2 yorum
Etiketler: arama motoru, Google, Google Analytics, yurdum insanı
Kreatif hırsızlık
20 Aralık 2009 PazarGeçen gün okulda 3 bilgisayar mühendisi adayı 2 de endüstri mühendisi adayı oturmuş "hangi hayırsız yöntemlere başvursak da çabalamadan, konforumuzdan ödün vermeden zengin olsak" tandanslı bir konuşma sürdürürken konu Türk hırsızların kullandıkları çarpıcı yöntemlere geldi. Telefonla bir evi arayıp "50 milyara süper yazlık satıyoruz haftasonu gelin ücretsiz otobüsle gezdirip geliyoruz" dedikten sonra adresi alınan evlerin soyulması gibi hadiselerden sonra benim de aklıma yıllar yıllar evvel okuduğum, bazı skeç programlarında kullanıldığına emin olduğum şu hikaye geldi.
not: Hikayede adı geçen kişiler falan hepsi benim uydurmamdır.
2 bireyli Tomruk ailesi evinde oturmuş akşam vakti tatlı tatlı televizyon seyretmektedir. Nispeten ilerlemiş saat doğrultusunda ev ahalisinin uykusunun gelmesinin yanı sıra ortamın karanlığından faydalanan sinsi hırsızımız yavaşça çatıya çıkar ve antenin kablosunu bir makas marifetiyle kesiyor. Ev ahalisi de haliyle "televizyon da bozuldu bari uyuyalım" diyip vuruyor kafalarını yastığa. Ertesi günün sabahında sinsiler sinsisi hırsızımız evin karşısında bir yerde beklemeye başlıyor. Evin beyi işe gittikten birkaç saat sonra kendisine verdiği televizyon işçisi süsü ile çalıyor kapıyı. Haliyle kapıyı evin hanımı açıyor. Hırsızımız "yenge, abi bizi iş yerinden aradı gönderdi burada arızalı televizyon varmış sanırım onu alıp tamire götürecez biz" diyor. Kadın da adamdaki bu bilgi fazlalığından kafası karışıp veriyor televizyonu. Hırsızlığın esas neşeli kısmı ise bundan sonra başlıyor. Aynı haftasonu 2 kişilik Tomruk ailesi balkonda kahvaltı ederken hanım bir de ne görsün. Televizyonu alıp giden hırsız aynı kostümle sokakta yürüyor. "Bey bey bizim televizyonu alıp giden adam işte bu" deyince evin beyi olan Mülayim Tomruk durduğu yerde duramayıp pijaması ile koşuyor sokağa başlıyor bu adamı kovalamaya. Sonrasında ise yine çalan bir kapı, yine kapıyı açan Nevriye Tomruk, ancak bu sefer karşısında nispeten düzgün giyimli bir adam. "Yenge, abi hırsızı yakaladı şimdi karakolda. Ama tutanak için kimliği gerekmiş, cüzdanı da pantolonun cebindeymiş galiba." diyince eviminizin hanımı yine o panikle cüzdanı da veriyor bu yaratıcı hırsızlara. Böylelikle yaratıcı hırsızlarımız kendi yöntemleriyle bir televizyon bir de içi dolu cüzdan indirmiş oluyorlar.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim olur da yarın öbürgün biri bu yöntemle bir evi soyup sonra da hakime "bana bu yöntemi şu sitenin yazarı söyledi yoksa benim aklımda yoktu hırsızlık" falan derse ilk girdiğim hapishaneden onun hapishanesine kadar güzelce bir tünel kazarım. Üşenmeden gidip orda bir güzel ağzına gözüne ver ederim silleyi tokadı. Sonra da kendi cezaevime döner cezamı çekerim. Hukuka olan saygım da var yani. Ama canım sıkıldıkça da tünelden gelir gider döverim o denyoyu onu da tekrar hatırlatayım.
Gönderen Parahuman zaman: 01:06 0 yorum
Etiketler: hırsızlık, yurdum insanı
Türkler ne arar #2
19 Aralık 2009 CumartesiSadık okuyucularım hatırlayacaktır bundan aylar önce bir yazı yazmıştım yine bu başlıkla. Hatta blogumun 111. yazısı olması nedeniyle de hep aklımda kalagelmiştir (böyle bir fiil olamaz sanırım) o yazı. Bilmeyenler için özetlemek gerekirse insan ötesi yöntemlerim sayesinde insanların Google'da ne arayıp da benim naçizane bloguma yöneldiğini görebiliyorum. Gördükçe de Türk insanlarının aradığı şeyleri gördükçe şaşırmalardan şaşırmalar beğeniyorum (böyle bir fiil de olamaz herhalde). Daha fazla uzatmadan buyrun diğer yazıdan sonra insanların neyi arayıp beni bulduklarının özeti.
staj defteri yazım istanbul ticaret üniversites - Sondaki "i" harfinin eksikliğine dikkat çekmek isterim ilk olarak. İşin ilginç tarafı bu aramadan 4 kişi gelmiş sayfama. Ya 4 kişi de aynı şekilde yanlış yazdı ya da bir kişi bir kere yanlış aradı 4 kere girdi. İki türlü de enteresan bir durum.
inci baba - Bunu arayan o kadar çok kişi benim sayfama gelmiş ki en sonunda merak edip aradım kimdir bu İnci Baba diye. Bir de gördüm ki evinde leopar besleyen bir mafya babasıymış. Google and içmiş herhalde başımı belaya sokmaya, hiç böyle bir yazı yazmamış olduğum halde mafyatik insanları yönlendirmekten çekinmiyor legal bloguma doğru.
bilgisayar mühendisiyim - Bunu arayan ya yeni bilgisayar mühendisi olan bir görgüsüzdür, bunu Google üzerinden tüm dünyaya duyurmaya çalışıyordur, ya da bilgisayar mühendislerinin ne yaptığını ne yediğini ne içtiğini merak eden birisi böyle arıyıp bilgisayar mühendislerinin gizemli yaşantısıyle ilgili bilgi edinmeye çalışmıştır.
buğra emre beşel - Kimdir tanımam. Meşhur falan biri de değil gördüğüm kadarıyla. Böyle birinden bahsetmişliğim de yokken Google bu aramayı neden benim sayfama yönlendirmiş yine anlamak mümkün değil.
mücahit günaydın asansör, - İşte Türk insanının nasıl bir paradoks olduğunun en büyük göstergelerinden birisidir bu arama. Birbiriyle tamamen alakasız 3 kelime ve sonunda bir adet virgül. Bu aramadan da 2 kişi gelmiş olduğunu belirtmekte fayda var. Ayrıca bunu anlamlı bir şekilde açıklayabilen ilk okuyucuma ücretsiz kolbastı kursu veriyorum.
abdürrahim albayrak fan yorumları - Adamın orjinali varken o adamın fanlarının yaptığı yorumları neden merak eder bir insan? Bence bu adamı çok seviyordur ve "bakayım fanlarından uygunsuz birşey söyleyen varsa kavga çıkarayım" diye düşünerek kavga istediğini dindirmeye çalışıyordur.
almanya kırısmıs nasıl geçer - Gece gece kafa yorsam mı yormasam mı diye baktığım bir arama daha. Almanya nasıl kırışmış olabilir? Ya da Almanya'da olan kırışıklıkların ayrı özel bir durumu mu var. Şifreli şeyler mi arıyor insanlar napıyor anlamıyorum.
ankaragücü kırım kongo - Ankaragücü'ne gizli bir tuzak mı var yoksa? Bunu arayan kişi belki de o sabah antreman sahasına girip bir adet kene bırakıp kaçtı ve akşam da bu sinsi planında başarılı olup olmadığını görmek için Google'a koştu. Olamaz mı?
ardahanlı inci baba - Yine bir İnci Baba araması daha. Kendisine burdan saygılarımı hörmetlerimi iletiyorum.
ağva kedisi - Bilmezdim böyle bir özel tür olduğunu. Belki yoktur da ama halkta böyle bir beklenti var demek ki arıyorlar Google ortamlarında. Bulan gören varsa haber versin bu kediyi.
beni benden alırsan seni sana bırakmam sözünü açıkla - İsterdim ki elime bir adet vileda sopayı alayım da matrix olup sanal aleme akıp blogun kapısında durup elimdeki viledayla ittireyim bu aramayı yapıp benim sayfamı bulup girmeye çalışan adamı. Bir de bunun sonunu "açıklayınız" yapıp arayan biri daha var. Ben hakir göreyim diye yazdım sözü bizim insanlar da anlamı merak etmiş de düşmüş internet yollarına.
burger king pis hayvan kes - İnternette saçma sapan koşullarda hayvan kesilen resimlerin, videoların altında "işte burger king böyle yapıyor" diye yazan provakatörlere inanmış birileri olacak ki bunu tekrar görebilmek için bi de arama yapmış.
cem nereye kactin - Görünüşe göre Cem benim bloguma kaçmış ki arayan da benim bloguma girmiş. Gelin görün ki internette arama yapmanın mantığı böyle birşey olmasa gerek.
dalgıç maaşları - Bilgi içerikli birşey arayan birileri de çıkıyor tabi arada ama ben bu blogda ne dalgıçlarla ne de maaşlarla ilgili birşey hatırladığını hiç hatırlamıyorum. Ama bilirim ki dalgıç maaşları baya iyidir eğer bunu arayan kişi iş bulabildiyse kendisine burdan selam ederim, bir yemek falan ısmarlarsa cennet yolunu yarılar bence.
domuz gribi sansür - Hastalıkla ilgili anılarımı yazmıştım, benim engin bilgilerimden faydalanmak isteyenler olabilir ama bir hastalıkla bir sansür durumu nasıl bağdaşmış onu da bilemedim.
facebooktaki gizli - İşte yurdum insanının çakal yönüne bir örnek. Devamını getirmemiş aramanın, böylelikle de Facebook'ta gizli ne var ne yoksa göreyim demiş. Kendisinin gözlerinden öperim.
fransadaki issizlik parasi - İşte Türk'ün aklını en çok kurcalayan bir diğer konu: yatarak para kazanmak.
gelecekten gelen adam - Böyle bir duyum alınmış heralde ki bir heves aramışlar. Olduysa böyle birşey biri haber versin de zaman makinası yapmaya çalışan varsa hala çabalamasın zaten yapılmış diyelim.
gelecekten gelen gazete" - Böyle birşeyi neden aradığını bilemiyorum ama kalıbımı basarım ki bir gün gelecekten bir gazete gelse sadece Türkler gidip sayısal loto sonuçlarına bakıp o rakamları oynamayı akıl eder.
gerçek pirensesin konusu - Gerçek pirensesten kasıt nedir acaba? Prenseslik mertebesinin gerçekliği sanallığı neden benim blogumla bağdaşıyor netice itibariyle bunu bilmek istiyorum. Google'a dava açsam milyar dolar alırım diyesim var ama okumadan imzaladığım o kullanıcı sözleşmelerinde neler yazıyordu acaba diye de tırsmadan edemiyorum.
goalunited nan anlamı - Şu aradaki nan kelimesi çok dikkatimi çekti nedense. Bunu da bu yüzden koyayım dedim bir anlayan olursa beni de aydınlatsın diye.
haktan salağı - İşte Türk'lerin en büyük özelliklerinden birisi daha: söverek övmek. "Neyi arıyosun" "ya bizim haktan salağını arıyorum çok iyi heriftir" diyaloğu gözümün önüne geldi bile. Yine neden benim blogumda son buldu bu arama onu da bilmiyorum. Bilmek de istiyor muyum onu da bilmiyorum.
human tarım - Gözümün önüne getirmek istemiyorum. O ne la öyle matrix gibi. Düşmanımın başına gelmesin böyle şey. İnsanın tarımı mı olur lan?
inci baba 3 milyona serbest - Bitmiyor İnci Baba'nın arayanları, yine saygılar hörmetler. Yalnız nasıl da azılı biriyse 3 milyona serbest bırakmışlar. Eski TL mi yeni TL mi acaba?
insan bu kadar aciz ve zayıf olur hayattan kaçarcasına - İlk gördüğümde "hayde bre ne yüce şairler giriyormuş bloguma" dedikten sonra dikkatli okuyunca hiçbir anlamı olmadığını gördüğüm bir arama bu da. Uzaktan bakınca hayatın anlamına benziyor dikkatli bakınca sucuklu yumurta tarifine benziyor sanki.
kabus ozkan1 - Madem kabus niye arıyorsun? O sondaki 1 de neyi ifade ediyor bilmiyorum. Yazım hatası deilse çok şaşırırım açıkcası.
marduk 1. gün - Marduk'un geleceği kesin olmuş da ilk gününde neler yapacağının tasası düşmüş insanlara. Ayrıca meteor çarptıktan sonra ilk gün olsa ne olur 1 yıl sonra olsa ne olur. Ölecek la herkes.
marduk la ilahe - Bu dindar kardeşimiz de Marduk'u merak etmiş aramış ama ararken de dinden falan çıkıyor muyuz acaba diye kendini garantiye almış. Ya da belki Marduk suresi falan vardır da ben bilmiyorumdur.
mucayitlangırt2 - Bu arkadaşımız da kelimeler arasındaki boşluğu gereksiz gören birisi olsa gerek. Tahminimce o ilk kelime de mücahit olmalıydı. Sondaki 2 ise yazım hatasına dikkat çekmemek için konulmuştur ama benden kaçmaz tabi yazım hataları.
okulda zaman nasıl geçer - Acını paylaşıyorum öğrenci kardeşim demekten başka birşey gelmiyor buna elimden.
potansiyel kriminaller - Yine hiç yazmadığım bir konudan birisi aramış gelmiş sayfama. Efendi efendi blog yazarken Google neremde nasıl bir kriminallik gördü onu da bilemedim.
sana lazer - "Sana lazer de bana ne?" diye cevap verebilmeyi çok isterdim bunu arayana.
sahibinden.com sucuk makinası - Yahu bu adama da (sucuk makinası arayan kadın yoktur herhalde) diyecek birşeyim yok çok spesifik birşeyi aramış satın almak amaçlı ama nasıl olmuşsa yine benim sayfama hiç olmadık beklentilerle gelmiş insanlar kervanına katılmış.
sansürsüz sayısal loto - Bizim milletin bu sansür takıntısını anlamadım. Sayısal Loto'da ne sansürü olacaktı ki 6 numara yerine 5 numara çekip son numarayı gizli çekip "siz tahmin edin bakalım" mı diyeceklerdi?
staj için para veriyorlar - He veriyorlar tabi. Hatta primi falan da var. Hatta isteyince patron arabayı falan da veriyormuş. Parayı da geçtim şirketi üstüne yapar bu iyimserlikle.
tost kafa oyun - İlk etapta kafamda canlandıramayıp merak ettiğim, sonrasında da milletimizin oyun konusundaki hırsı ve sınır tanımazlığı göz önüne alınarak düşündüğümde çok canice bir oyun olabildiğini düşünüp bulaşmamaya karar verdiğim bir aramadır bu da.
uçal lazer - Bunda da ufak bir yazım hatası var ama Türk genlerim sayesinde en ufak bir hata görsem bağıra bağıra söyleyesim geliyor bunu.
weather:acılın - Hava durumuna açılın mı demek istemiş yoksa çözemediğim bir yazım hatası var da ben mi anlamıyorum bilemedim yine.
www-küçük-mücahit-com- - Bunu arayan arkadaş da internetin konseptini pek anlamamış. Türkçe karakterler, nokta yerine tire işareti, en önemlisi bunu arama yerine değil adres yerine yazmak lazımdı.
youporn benzeri - Bunu arayana da diyecek birşeyim yok yine. Güzelim el değmemiş blogumdan pornocular mı medet umar olmuş yoksa?
yunankız salagı - Diplomatik kriz olacak bir arama da bu. Bir insan nasıl böyle birşeyi merak eder de arar, ya da ne bulmayı umar çok merak ettim. Yunan kızlarının akıllısı nasıl oluyor da salağı böyle merak uyandırıyor acaba.
şambalı olmadı - Esas bu yaptığın arama olmadı demek vardı buna ama ben efendi çizgimden kaymıyayım. İnsanlar olmuşları geçmiş de olmamış şeyleri dert edinip onları aramaya başlamış bile.
Gönderen Parahuman zaman: 01:47 0 yorum
Etiketler: arama motoru, Google, Google Analytics, yurdum insanı
Şöyle Böyle #8
13 Aralık 2009 PazarBöyle madde madde yazma olayı çok süpermiş. Bir de hafta boyunca aklıma gelen şeyleri "hah bunu yazayım süper olsun" dedikten sonra unutmak çok kötü bir durummuş.
- UGG denen botlar resmen toplumu ikiye böldü. Öldüresiye dalga geçenler ve gururla giyenler olmak üzere... Ama ortası da yok. Sokaktan kimi çevirip sorsan bu konuda çok uçlarda bir fikri vardır.
- Eskiden Show TV'nin haberlerinde herşeyi gösteren kırmızı bir halka vardı. O zaman dalga geçtik ama çok babacan bir tavırla "oraya değil buraya bak güzel kardeşim" diyen birşeydi sanırım yazık etmiş olabiliriz.
- Yurtdışındaki Popstar yarışmalarında Türk yarışmacıların birinci ikinci falan olması seslerinin çok güzel olmasından mı acaba yoksa ordaki Türk'lerin boş işlerle uğraşmasından mı bilemedim.
- Bünyemde bir hata var sanırım. Şöyle ki gece 12'de yattığımda sabah 8'de neylesem uykumu almış bir şekilde kalkıp okula gidemiyorum. Gelin görün ki sabaha karşı 4'te uyuyayım öğlen 12'de uyanayım o zaman süper uyumuş bir insan oluyorum. "Bre densiz bünye iki türlü de 8 saat uyumuş olmuyor musun?" diye birkaç kere sormayı denedim ama tatmin edici bir cevap alamadım.
- Dünya Kupası da başlasa da 2 kaliteli maç izlesek. Bir de o Afrika'daki vuvuzelanın en büyük düşmanlarından birisiyim.
- Talk box denen bir alet var sesin şeklini şemalini falan değiştiren. Niyet ettim ondan almaya. Ancak Türkiye'de 450 TL'ye bulabildiğim bu alet ev yapımı olunca yaklaşık 20 TL'ye mal oluyor. Tek kötü yanı gereken malzemelerden bir tanesi o Amerikan çizgi filmlerindeki tahta saplı plastik uçlu tuvalet pompası.
- Kayakla uzun atlama gibi bir spor var ya. En fazla 3 dakika izleyebilmişimdir. Bir saat rüzgar bekle işaret bekle, sonra fırla bir anda. Ne bir estetik hareket ne bir mücadele ne de nereye düştüğünü anlama ihtimali. Böyle spor mu olur lan.
- Vize haftası sonrasında okula gidip derslere girmek çok büyük bir irade ister.
- Hesap ödedikten sonra kolonya ikram eden kebapçılar göz bebeğimdir.
- Evde otururken elektrik kesildiğinde gözlemleyebildiğim kadarıyla herkesin ilk yaptığı şey camlara koşup etraftaki apartmanlardaki elektrik durumunu gözlemlemek olur. Eğer tek elektriksiz kalmış apartman içinde yaşanılansa o apartmanın sakinleri kendilerini biraz daha haksızlığa uğramış gibi hisseder. Ama bütün bir semtin elektriği gittiyse normal karşılanır mesela.
- Trafikte kaza yapmaktan sonra kaza sonrası süreçten çekinen bir insanım sanırım. Zaten arabam 80 kilometre hızı pek geçemediği için ciddi bir kaza geçirme ihtimalim yok. Ancak sonrasındaki o tutanak doldurma resim çekme kısmı, polise laf anlatma aşaması, trafiği tıkamış olmanın verdiği gerilim... Düşünmesi bile kabus gibi.
- Wipeout denen yarışmayı tümTürkiye'ye yayınlamıyor olsalardı bilmem katılır mıydım. Ama bu haliyle "sayın parahuman gel seni garantili birinci yapacağız" derlerse anca girerim. Yoksa niye boşuna takla atıp rezil olduğumla kalayım.
Gönderen Parahuman zaman: 20:48 1 yorum
Etiketler: show tv, şöyle böyle, talk box, yurdum insanı
Telekomünikasyon can alır
1 Aralık 2009 SalıKaç zamandır sağda solda okuduğum bir haber var ama bir türlü emin olamadım doğruluğundan o yüzden yazıp yazmamak arasında kaldıydım. Olay yerinin Türkiye olduğunu düşününce doğru olma ihtimali ağır bastı sanırım ki şimdi bu yazıyı yazıyorum. Çorum da C.S. isimli (aslında ismi bu değil de kısaltması böyle oluyor yani işte) bir kızcağız hayatından çok bunalmış. Almış eline telefonunu, sırayla rehberindeki herkese çağrı bırakmış. Birkaç saat beklemiş kimse C.S.'ye çağrı bırakmayınca C.S. hanım kızımız da "kimse beni sevmiyor" diyerek intihar ederek hayatına son vermiş. Sonradan da ortaya çıkmış ki telefonu gizli numaradan arıyormuş. İnsan hayatı bir telekomünikasyon seçeneği ile de son bulabiliyormuş demek ki demekten başka birşey gelmedi elimden. Haberi okurken benim ilk aklıma gelen ise listesindeki çağrı bırakma niyetinde olan herkesin kontörünün bitmiş olmasıydı açıkcası. Öyle bir durumda da yine bu hanım kızımız hayatına son verecekti demek ki.
