Blog yazmaya başladığım ilk haftalarda yaya dediğin yaya yaya yürür başlıklı bir yazı yazıp, yurdum yayalarının kaldırımla olan alakasızlığından dem vurmuştum. Geride kalan haftalarda Platini sağolsun gece 22:05'de başlamış olan maçtan çıkmış saat 1:30 civarında nüfusu Bilecik'i geçen mahlleme (reklama girmesin diye de isim vermiyorum) gelmiş son derece tenha bir ara sokakta yorgun argın evime yürüyordum. Gelin görün ki bir de ne göreyim. Yolun ortasından yürümekteydim. Sokağın durumunu tarif etmek gerekirse o saatlerde saatte yaklaşık 3-4 tane araba geçer, onlar da 30 km.'den daha hızlı gidiyor olamaz. Yani aslında yoldan yürümekte hiçbir sakınca yok. Madem o kadar milleti rezil ettim blogumda, internet ortamlarında ben de çıkıp kaldırımdan yürüyeyim bari dedim. Ancak o da ne. Kaldırımda yürümenin imkanı yok. Neden derseniz işte şundan. Kaldırım 2 tane cılız insanın yanyana anca yürüyebileceği, ket vuramadığım tosun bünyemin de tek başına zor yürüyebileceği bir genişlikte. Ancak tek sorun da bu değil. Kaldırımın içerisine doğru girintide duran çöp kovaları daha da kötüsü ağaçlar bulunmakta. Şimdi okuyunca saçma gelmiştir tahminimce "kaldırımda ağaç ne arasın?" tandanslı bir beyin fırtınası yapmışsınızdır elbet. Ancak adım gibi eminim ki İstanbul gibi komik kentleşen bir yerde yaşayan herkes bunun gibi bir kaldırımdan geçiyodur ve farketmiyordur. Ben demek ki maçta höyküre höyküre bağırdığım için şakralarım açılmış hemen farkettim durumu. İşi daha da zorlaştıran hadise şudur ki ağaçlar kaldırım taşlarından çıkamayacağından kelli o kısımlar toprak ve biraz daha alçak ve o ağaç çıkan yerin etrafı da kare olacak şekilde 4 tane çıkıntı şekilli uzun taşla desteklenmiş. Kısacası o çıkıntıya basıp tökezlersiniz, olmazsa ayağınızın yarısını o çıkıntıya basıp burkarsınız, o da olmadı tamamen alçak kısıma basıp afallarsınız, hiç biri olmazsa alçak kısıma bastıktan sonra çıkıntıyı göremeyip tökezlersiniz. Yani bir kaldırımda olması gereken en saçma ve gereksiz bir off-road deneyimi yaşarsınız. Bana monitörlerinizin başından "insan görür o çıkıntıyı girintiyi be adam" dediğinizi duyar gibiyim. Ancak takdir edersiniz ki bu ağaç dediğimiz şeyin yaprakları da oluyor üstünde ve kendini aydınlatmakta zorlanan belediyenin diktiği ışık direkleri bu yaprakları geçemiyor. Ağacı sevelim koruyalım ona sözüm yok ancak ağaç denen biyoloji harikası ülkenin akciğerleri de kaldırımda olmaz. Devamında benim ne yaptığımı da merak ettiğinizi tahmin ediyorum, en azından ümit ediyorum. Söyliyeyim sevgili okur. Ben de kaldırımdan inip yaya yaya yolun ortasından yürüdüm. Talihliyim ki 1 tane de araba geçmedi. Ben de yaymamdan birşey kaybetmeden evime kadar yürüyebildim.
Yaya dediğin yaya yaya yürür
28 Temmuz 2009 Salı5 yıla yakın bir süredir ehliyetim olsa da aktif şoförlük hayatımı son birkaç aydır yaşıyorum. Altımdaki 15 yaşındaki Spring model arabanın işleri yeterince zorlaştırmadığını düşünen mahalle ahalisi de başıma iş açmaya and içmiş yollara dökülmüş.
İstanbul'da araba kullanmanın zorluğu stresi hep konuşulur tartışılır. Günlük güzergahımdan kısaca bahsetmek gerekirse sitelerle dolu dağbaşındaki sempatik mahallemde 2-3 kilometrelik bir yoldan sonra E5'ten 5 yıldır tiksinmelere doyamadığım okula götürecek olan 15-20 kilometrelik bir yolculuk neticesinde hedefime varmış oluyorum. Herkesin dert yandığı trafik sorunlarından (her ne kadar gittiğim yolda bitmek bilmeyen çalışmalar da olsa) farklı sorunlarım bulunmakta. Şöyle ki:
Bugün de okuldan çıktıktan sonra tıngır mıngır otoyola çıkıp çıtı pıtı mahalleme kadar her türlü trafik kuralına uyarak geldikten sonra kabusum yine başgösterdi. 2 şeritli bir yolda bir yayanın karşıdan karşıya geçmesi yaklaşık olarak 3-4 saniye olarak hesaplanabilir. Benim yüzel yurttaşlarım ise nedendir bilmem karşıdan karşıya geçerken çok fazla şey yaşıyorlar. Örnek vermek gerekirse hayretle havaya bakarak kaldırıma paralel yürüyen insanları gösterebilirim. Ayrıca bu yurttaşlar teknoloji harikası arabaların 1 metrede durabildiğini düşünerek yola da atlamaktadırlar. Bu güzel insanlar sayesinde her ne kadar kısa alanda manevra yapmada ustalaşmış olsam da sıklıkla karşılaştığım ve hiç anlayamadığım 50 yaş üstü teyze 3lüleri kaldırımdan koşa koşa yola atladıktan sonra fren sesi duyduklarında çalışılmışcasına bir tanesi sabit kalırken biri ileri biri de geriye doğru koşmakta. Yani herşeyi arabanın fren mesafesinin insafına bırakmaktalar.
Bu insanları anlayamadım anlayamıyorum da. Sırf onların neler hissettiğini anlayabilmek için paldır küldür yola atladım, kaldırım varken asfalttan yürüdüm, karşıdan karşıya geçerken en saçma neler yapılır diye denedim ama nafile bu insanları hiç anlamıyorum anlayamıycam da.
