domuz gribi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
domuz gribi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şöyle Böyle #7

9 Aralık 2009 Çarşamba

  • Şu sağdaki resimde görünen kişinin 90'lı yıllarda herkesi hop hop oynatan scatman isimli parçayı söyleyen kişi olduğuna inanamıyoruz dimi. İlk görüşte bu tipi mahallenin nemrut suratlı İç Anadolu'lu bakkalına benzeten herkese sonuna kadar hak veriyorum.
  • İnanırım ki bir lisede kompozisyon sınavında "beni benden alırsan seni sana bırakmam" sözünü açıklayınız sorusu çıkarsa bir sınıf dolusu genç telef olur.
  • İbrahim Tatlıses'in icat ettiği "beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın" sözü vardır ki o da çok acayiptir. (Bu arada enteresandır ki bu sözün orjinali Hegel'e aitmiş. Yeni öğrenmiş oldum ben de.)
  • Bu arada resimdeki Scatman John ile İbrahim Tatlıses de birbirine mi benziyor ne?
  • Fox TV'nin Lost reklamları çok enteresan. Şöyle ki "Lost enteresandır, Lost'tan kaçılmaz, Lost anlaşılamaz, bu yüzden Lost izlemek iyi hissettirir", Lost'u sanki canlı bir varlık gibi böyle anlatmaları enteresan. Ayrıca bu sıfatlara uygun birşeyi izlemek neden iyi hissettirsin ki?
  • Mobese ve güvenlik kameraları yaygınlaştıktan sonra ana haber bültenleri daha bir heyecanlı oldu sanki.
  • Çok isterim ki istatistik kurumumuz işi gücü bırakıp Türkiye'de kaç kişi MSN'e Meğseğneğ diyor onu araştırsın. Nedense çok bilmek istedim bir anda kaç kişi olduklarını.
  • Okulu uzatan bir kimse için en pis hissiyatlardan birisi bütün dönemdaşlarının askere gitmesini tek tek izlemektir sanırım. Bilinir ki sıra ona da gelecek.
  • Arabayla giderken ne zaman dikiz aynasından baktığımda arka arabanın şoför koltuğunda bir kadın görsem gerilmişimdir. Ayrımcılık yaptığımdan falan değil ama ister istemez geriliyor insan galiba.
  • Ne zaman bir lisenin çıkış saatine denk gelsem dünyanın en çok el şakası yapan toplumu olduğumuzu iddia etmeye başlarım.
  • Show TV'nin en ciddi haberlerinde Karayip Korsanları'nın müziğini kullanıyor olması en ironik hadiselerden birisidir bence.
  • Bir aralar Karagöz Hacivat diye 2 şey vardı ne oldu onlara? Günümüz çocukları onları bilmeden büyüyor galba. Yoksa sadece çocuklar mı görebiliyor bu 2 tipi?
  • Hala merakla İstanbul halkının domuz gribinden ciddi ciddi tırsıp sokaklara o ağızlıklarla çıkacağı günü merak ediyorum. Tahminim şudur ki gürültünün harman olduğu şehir İstanbul'da herkes birbirinin dudaklarını okuyarak söylediklerini anladığı için bu ağızlıklar takıldığında dünyanın en iletişemeyen şehir dolusu insanı haline gelicez.

Neler mi oldu?

26 Kasım 2009 Perşembe

Farkettiğiniz üzere 1.5 haftaya yakın bir süredir birşey yazabilmiş değilim. Sebebini soracak olursanız anlatayım. İlk olarak geçtiğimiz haftanın başında içerisinde 7 adet güzide sınav bulunan bir vize haftasına giriştim. Talihsizliğim hemen baş gösterdi yine tabi ve sınavların hepsi sabahın 9'unda okulda olmamı gerektirdi. Daha da sevimsiz durum iyice yorgunluğun çöktüğü perşembe ve cuma günleri sınavların çifter çifter olmasıydı. Tabi ki sabahın köründe buz gibi havada sokaklara çıkıp ders çalışıcam diye kahvaltı etmeyip yemek yemeyince ne oldu, evet doğru bildin okur, övmelere doyamadığım tosun bünyem zayıf düştü ve etraftan bulduğu en şahane virüsü kaptı. Peki bu hangi gün oldu, evet okur yine doğru bildin vizelerin bittiği gün son vizeden birkaç saat sonra 39 derece ateşle yorgan döşek yatıyordum. Kulaktan dolma bilgilerle alınmış birkaç ilaç, yatakta geçen birkaç günden sonra okula rapor almak gerekince vurdum kendimi yollara gittim bir hastaneye.

Hastane de ilginç bir deneyim oldu. Girişteki masada oturan önemli görünümlü abla neyin var diye sorduğunda ateş öksürük demeye kalmadan ağzıma taktılar o peçe gibi hadiseyi. Zaten dikkat çeken görünümüm hastane eşrafına dehşet de saçmaya başladı o pis beyaz bez ile. Bir diğer hastanesel gerilim ise doktor "akciğer filmi isterim" diyince çıktı ortaya. Zebellah gibi makinaların olduğu bol kapılı odada "röntgen çekecez diye don paça soymasınlar beni sakın" diye endişe ile düşünerek oturuyordum ki tişört ile de röntgen çekilebildiğini öğrenerek iyice rahatlamış oldum. Şimdi ateş ve sevimsiz öksürük nöbetleri olayını atlattığım domuz gribimin en mayışmalı dönemindeyim. Halsizlik ile yatmak dışında pek birşey yapmıyorum. Gelin görün ki bu son 2 hafta bana birkaç ay gibi yorucu gelmiş bulunmakta. Artık blogu da boşlamadan doya doya yazarım diye umuyorum. Hatta yazıya da eğitsel ancak anlamsız bir cümle ile son vereyim: domuz gribi değil yanlış tedavi öldürür.

Domuz gribi bana teğet geçer

17 Ekim 2009 Cumartesi

Geçtiğimiz aylarda ne güzel pek adı geçmiyordu ama nedense bu ay yeniden hortladı domuz gribi olayı. Hortlamakla da kalmadı Türkiye'de birkaç vaka da çıktı okullar tatil edildi falan. Bakıyorum Avrupa Uzakdoğu gibi panik millet değiliz biz. Onlarda hastalık sözü edilince hepsi bir anda takıyorlar ağızlarına o zamazingoyu bir anda öyle gezmeye başlıyorlar. Bizim millet ise bir ahbabıyla karşılaştığında "öpme abi hastayım" diyene "yaaa bırak allaasen gel öpücem mikroptan virüsten mi korkucam" diyen adamlarız. Domuz gribine de az çok böyle yaklaşıcaz galba. Bir başka sevimsiz durum da aşı olayı. Hakkında binbir tane spekülasyon yayıldığı için ben birkaç hafta bekleyip aşının yan etkileri var mıymış etkili miymiş onları diğer insanlar üzerinde gözlemleyip öyle yaptırırım belki de. Ya da daha güzeli etrafımdaki herkesi aşı olmaya teşvik eder böylelikle aşılı insanlar arasında kalıp bana hastalık bulaşma ihtimalini de sıfıra indirebilirim. Ama tabi bir de okul gibi cümbür cemaat durumlar var. Onun için de alırım yanıma bir adet kızılcık sopasını, domuz gribi şüphesi gördüğüme sille tokat dalarım uzaklaştırırım yanımdan yamacımda. Soran olursa da "ben domuz gribiyle savaşanlar derneğindenim" derim onlar da "vay be herif iyi savaşıyo hakkaten" diye takdir bile eder belki beni. Ha ayrıca sağlık bakanlığının da "aşı gelirse şu kadar kişi ölür aşı gelmezse şu kadar kişi ölür" tandanslı tahminleri kadar da kamuoyu moralini bozucak açıklama daha görmüş değilim. İnsan alıştıra alıştıra söyler.

Blog Widget by LinkWithin