Yıllar yıllar evel yurdumdaki her gencin kabusu olan benim de başıma dert olunca ben de birçok insan gibi dershane denen o enteresan yere girmiş bulundum. O zamanlar ümit vaadeden bir öğrenci olduğum için sıralamalarda üst sıralardan bir sınıfta yer edinmiş neşeli neşeli o test senin bu deneme sınavı benim uğraşıyordum. Biyolojide ki bir konuyla ilgili çıkan soruların çoğunu da yanlış yapınca bana danışman olmayı kendine iş edinmiş olan hoca "sen bu dersi haftaiçi bir sınıfla gir tekrar dinle" diye telkinde bulununca ben de kendisini kırmamak için hayhay diyerek haftaiçi girmeye karar verdim. Şunu da vurgulamakta fayda var ki haftaiçi derse girenler birkaç kere ÖSS'ye girip kazanamamış insanlardan kurulur. Ayrıca yaklaşık 15 kademe olan ve başarıya göre belirlenen bir sınıf sisteminde benim o gün dahil olduğum sınıf 13. kademe falandı. Yani 180 sorudan 4-5 net yapan öğrencilerdi çoğu.
Derse girip orta sıralardan birine kurulup dersi dinledim. Sonrasında da hem yaklaşan ÖSS tarihi dolayısıyla öğrencileri ümitlendirmek hem de sınıfın amacını anlamak adına tek tek öğrencilere hedeflerindeki bölümü sormaya başladı. Birçok kişiden "kısmet" "hayırlısı" gibi cevaplar duyduktan sonra sıra önümde oturan kara kuru kavruk birine geldi. Hoca ona gelip "sen ne düşünüyorsun" diye sorunca büyük bir kararlılıkla "ODTÜ tıp" dedi. O anki hocanın suratını da unutamıyorum. Şimdi düşününce insanın kendine büyük bir hedef belirlemesi kötü birşey değil. Ama bir de göz var izan var. ODTÜ'nün her bölümüne girebilmek için 350 falan civarında bir puan yapmak lazımdı o zamanlarda. Bu vatandaşın ise 200'ü görebildiğinden bile emin değilim. Kaldı ki bir de şu var ODTÜ tıp olsa 370 puan falan olurdu, olurdu diyorum çünkü ODTÜ'de bilindiği üzere tıp bölümü yok. Bu adam kendini gaza getirmek için herhalde aklına gelen en abartılı kombinasyonu söylediydi ODTÜ tıp diye ama insan kendisine yalandan da olsa bir hedef belirlerken biraz araştırmaz mı öncesinde. Sınıfta bu durumu sanıyorum ki ben ve hocadan başka farkeden de olmadıydı işin kötü tarafı.
Büyük umutlar
3 Mart 2010 ÇarşambaRealist evlat cüzdan yakar
6 Şubat 2010 CumartesiGeçtiğimiz günlerde okulda kolay yoldan para kazanma tandanslı bir konuşmanın ortasında kalıp cin fikirlerimi savurganca etrafa saçarken aklıma yıllar yıllar öncesinden bir olay geldi. Yanlış hatırlamıyorsam hayatımın ikinci 10 yıllık sürecine yeni başladığım dönemde bir tatil ortamında cereyan etmekte bu olay. O dönemler de tatile ailecek gidilen dönemler olduğundan kelli çekirdek ailem ile ne şehrini ne adını hatırlayamadığım bir otelde tatil sürecimizi yaşamaktaydık. Tatil dediğim de gündüz havuz akşam açık büfeden ibaret birşey. Ancak o otelde başka bir aktivite daha vardı, o da atari. Ki takdir edersiniz ki o yaşlardaki bir tıfıl için en güzel aktivitelerden birisidir bu.
Güneşin en tepede olduğu saatlerde aile baskısı yüzünden deniz havuz yalan olunca ilk günden veriydim kendimi bu atarilere. Yanar döner yumruk senin uçan tekme benim şeklinde geçen 2 günden sonra jeton parası dert olmaya başladı haliyle. Ayrıca nasıl bir atari manyağı olmuşsam kahvaltıdan sonra gidip dikilirdim orda, bazen geç açılırdı. Ancak benim bu durumum valide hanıma dert oldu tabi. Tatil tatil bu pixel pixel ortamlardan kurtulamamamı dert edinerekten tatilin 3. sabahında gidip para istediğimde bir anda cin bir fikir ortaya attı. Hem odada zaman geçirmem hem de kafam çalışsın maksadıyla binlerce gazete ekinden bir tanesini alıp "şu bulmacayı baştan sona çöz sana 50 lira" (50 lira diyosam o zamanın 50 lirası, bugünün 2-3 lirasına falan eşit yani) deyiverdi.
Vay efendim sen misin bunu diyen. Bunca yıl para kazanma hırsı nasıl bürümüşse benim gözlerimi elimden kurtulan bulmaca olmadı. Bütün o ekleri toplayıp sağ baştan başladım mıydı rakamlı sayılı çengel kangal demeden bir çırpıda çözüyordum boynu bükük bulmacaları, parayı da alıp atariye jeton maksatlı biriktiriyordum. Yalnız varın siz düşünün nasıl bir para hırslısı ya da realist bir insanmışım ki valide hanımın cüzdan eridi bitti ben bitmedim. Şahlandıkça şahlandım. Şahlandıkça hızlandım. Hızlandıkça çözmediğim ek yazmadığım ezberlemediğim eski Türkçe kelime kalmadı. En sonunda bir gün beklenen oldu ve valide hanım geldi acı haberi verdi. Para kalmadığından kelli bulmaca işim de yalan oldu. Düşününce akşamları sokakta bir masa atıp orda parayla bulmaca çözme işi de saçma geldi. Hah dedim ben de. Hayat böyle bişey işte. Para kazanmanın neşesini alıp realist düşünceler doğrultusunda hırsa bürünüp atari salonunu kapattıracak kadar para kazanmanın planını yapıyorum, ama en olmadık yerden birşey çıkıp baltalıyor bütün bu hayaller sürecini.
Bugünlerde keyifsizim biraz sevgili okur, bu hikayeyi de şunun için anlattım. Hayatta başına saçma sapan şeyler geliyor insanın, sızlanmamak gerek. Ben sızlanmayın halinize şükredin diyecek kadar optimist bir adam da değilim. Ama şunun için sızlanmayın derim; hayat adil değil. Kimse de size öyle olduğunu söylemedi. O yüzden herşeyi planlayıp süper birşey yapmak üzereyken en olmadık yerden birşey çıkıp herşeyin içine ederse sinirlenin dellenin, ona lafım yok, ama kendinizi haksızlığa uğramış gibi hissetmeyin. Çünkü en başından beri kimse size hayatın adil olduğunu söylememişti zaten, değildir de. Tarih boyunca hiç olmadı, bundan sonra da olmaz heralde. Fazla hırslanıp da sonunda mal gibi kalmamanız dileklerimle, görüşmek dileğiyle sevgili okur.
Realizmin korkunç yüzü ilkokullarda
31 Ağustos 2009 PazartesiKıdemli öğrenciler hatırlarlar bir zamanlar ilkokul 5 seneden 8 seneye çıkarıldıydı. Ben de tam o dönemde ilkokulu bitirip ortaokul olucam diye sevinirken yine ilkokullu olduydum. Ancak 6. sınıfa geçerken okul değiştirmek zorunda kalıp daha yeni açılmış sırası masası olmayan mahalle mektebi tadında, ergen bile olmamış yaşta at hırsızı tipli adamların okuduğu bir okula girmiş bulundum.
Bu at hırsızı tipli tıknaz ilginç bir tip vardı. Rıdvan Dilmen tarzı saçları ile tezat oluşturacak derecede sevimsiz bir tipi vardı. Kavga olduğu zamanlarda her daim kahvede bulunabilecek en önden elinde sopayla koşabilecekmiş gibi bir duruşu vardı. 6. ya da 7. sınıfın ilk döneminde bu adını hatırlayamadığım sevimsiz herif karnesinde 9 zayıf getirince bu durum hocanın içine dert olmuş belli ki ikinci dönemin başlarında sordu bu adama "neden böyle ilgisizsin ne olacaksın ileride" diye. Ve işte bütün bir sınıf o anda realizmin soğuk nefesini ensemizde hissettik adeta. Bu tıknaz herif rahat rahat "minibüs şoförü olucam zaten bu işi yapan tanıdık abilerim var" dedi ve sınıfta bir devlet büyüğü yellenmişçesine gergin sessizlik oldu. Okuluna sınıfına bilgisine bakmadan o zamana kadar herkesin "mühendis olucam o da olmazsa doktor olucam" demesine alışmışken bu sevimsiz herifin açıksözlü gerçekçiliği herkesi aldı götürdü başka bir yerlere. Hoca da birşey söyleyemedi zaten belliydi adamın az çok böyle bir iş yapacağı, en azından doktor ya da mühendis olamayacağı. Bu uğursuz herifin gerçekçiliği ile belki bir sınıf dolusu adam boşu boşuna mühendis olmaya çalışmak yerine kendilerine göre daha uygun ve gerçekçi mesleklere yöneldiler, ya da bir sınıf dolusu mühendis ve doktor adayı başka mesleklere yöneldiler.
