kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şöyle böyle #41

10 Ekim 2010 Pazar

Belki de ilk defa lafı hiç uzatmadan zart diye maddelere geçiyorum bu sefer.

  • Siz de çocukken 2010 yılında uçan araba falan olucak zannetmiyor muydunuz?
  • Geçen gün birisi geldi "abi ekim ayı geldi" dedi bana. Ben de bunun üzerine oturup bir müddet düşündüm ekim ayı bana ne çağrıştırıyor diye. Dandirikten üniversitem akademik takvim olayını kısaltabildiğince kısatlmaya çalıştığı (sanırım daha az maaş ödemek için) için diğer okullara nazaran biraz daha geç açılıyor. Özet olarak ekim ayı da artık bana okul açılması ve kayıt olayları gibi sevimsiz şeyler çağrıştırıyor artık son 7 yıldır. (Evet veteran öğrenciyim)
  • Eğer ki bir evin en değerli eşyası kanepe ise o evde yaşayan insanlar tembel demektir.
  • Yakın bir vakte kadar lise sonda bana hediye alınmış olan bir cep telefonunu kullanıyordum. Yaklaşık 7 sene falan yani. (öğrenim hayatımla ilgili herşeyi de afişe ettim ama hadi hayırlısı (ulan şüphelendim şimdi yarın öbürgün bir kariyer falan yapayım diye işe girecek olursam bu blogu okursa adamlar mülakatta çıngar çıkarmasınlar sakın)) Eski telefonun binbir saçmalığından sonra aile bireyleri bu ızdırabıma kayıtsız kalamayıp doğumgünümü vesile ederekten yeni bir telefon hediye vermeyi uygun gördüler. Ama telefon da benden zeki arkadaş. Söz geçiremiyorum. "Bana şunu bunu yap" diyorum bir dizi tuşa basmak suretiyle "şuna buna başlamakla ilgili bilgi almacalı eğitimsel şeyimize bi gel sen hele" diyor. Bacak kadar telefon ders vermeye çalışıyor bana. Telefonun telefonluğundan haberi yok.
  • Telefon diyince de aklıma geldi. Ben anlamıyorum galiba bu işten. Benim için telefonla arayıp konuşmak bir de mesaj atmak yeterli hadiselerdi. Sonradan bu kriterlerime "etrafta kaza falan olacağını sezersem videoya çekeyim de Show ana habere satarım" düşüncesi ile video ve resim çekme olayı eklendi. Sonra da "madem okula bedava internet var bir de ona girebileyim bari" eklendi. Toplam 4 beklentim var yani bir telefondan. Gelin görün ki internetten telefonların özelliklerine bakıyorum, benim cv'nin 3-4 katı özelliği var telefonların. İnsanlar ne bekliyor ki telefonlardan böyle?
  • Bak telefon diyince hatıralar canlandı. İlk telefonum çok kıymetliydi benim için. Yılan oyunu vardı mesela. Ama yılana değil kütüğe benziyordu yılan. Hatta işi gücü bırakıp modifiye ettiydim bir de telefonu. Alien temalı bir kapak aldıydım. Yetmezmiş gibi bir de tuş takımını sprey boya ile siyaha boyadıydım. Bir de nasıl olduğunu hala çözemediğim titreşimli bir pil aldıydım. Titremesinden çok ses çıkarıyordu ama olsun yine de güzeldi. Burdan o güzelim telefonu lisede beden dersi esnasında soyunma odasındaki çantamdan çalan hırsıza sesleniyorum: getir ulan o telefonu şuanki piyasa değeri 10 lira bile değildir ben 20 teklif ediyorum sana.
  • Bu arada şunu söylemeden edemeyeceğim, bu yeni telefon beni sabah uyandırsın diye alarm kuruyorum. Ancak öyle bir alarmı var ki uyanık insanı uyutuyor arkadaş.
  • Çanakkale'de geyikli diye bir belde var. Nasıl olmuş da bu isim konulmuş diye düşünürüm hep. Türkiye öyle çok geyikli bir yer değil. Olsa bile sanmam ki Çanakkale'nin iklimi geyik yaşamasına elverişli bir yer olsun.
  • Kayıt işleri için okulda elimle kağıt kürekle koştururken gördüm ki 1. sınıflar hala grup halinde geziyorlar. Bütün 1. sınıfların okula gelmeden önce adeta sözlemiş gibi böyle davranmalarının sosyolojik ya da psikolojik açılımını yapabilecek olan şanslı kişiye bir adet çorap armağan etmek istiyorum.
  • Entellektüel bir ortamda birileriyle konuşurken ciddiye alınmak istiyorsanız herkesten önce herhangi bir cümlenizin içinde "içselleştirmek" fiilin kullanın, ortamın şahı olursunuz bir anda.
  • "Havalar soğuyacak" dediler, sevincimden gerdan kırdım. Ama bu kadar ayarsız bir soğuma da beklemiyordum. Baya baya kar yağacak falan dedi birileri. Ve tabi yine son 10 yıldır olduğu gibi "son 1000 yılın en soğuk kışı bekleniyor" haberleri de yapıldı.

Şöyle böyle #24

20 Şubat 2010 Cumartesi

Çok yıldım sevgili okur. Bu kayıt işlemleri süreci ne enerji ne neşe bırakmıyor bende. Bürokratik işlemlerin başladığı yerde ben bitiyorum adeta. Çok uzatmadan şöyle böylelere geçeyim.

  • Dizilerde falan hep görüyoruz ya ayrılan çiftin romantik erkeği gidip boğazda yüzüğü atar denize. Gerçekten böyle insanlar var mı acaba? Varsa da bir dalgıç kıyafeti kiralayıp boğaza dalmamı sağlayacak kadar çok sayıda mıdır?
  • Şimdi diziler filmler falan başlarken başında +7 +18 gibi uyarılar oluyor ya, işte o uyarıyı görünce daha bir merakla seyrediyor insan sanırım. "Heheyt yaşım gelmiş hakkımdır artık şiddetli film seyretmek hakkımla seyrediyorum kim karışabilir" gibi bir durum oluyor sanki. Yaşım tutmazken de seyrederdim şiddetli film orası ayrı konu.
  • Benim gözümde dünyadaki en pis insan 35 metreden gol yedikten sonra defansa bağıran kalecidir.
  • Şu kış mevsimi geldiğinde çoktan birbirine karışmış olan saçımı sakalımı daha çok seviyorum adeta. İnsanların sıfatları üşürken ben sokağa natürel kar maskesiyle çıkıyormuşum gibi oluyor.
  • Sokakta öğrenci mutfakta Charlie Chaplin yatakta horluyor olurum.
  • Evinde barkında iguana besleyen insanlar var ya mesela ben anlamıyorum onları. İguana çok kaknem bi hayvan. Gözleri bayık bakar, sevindi mi üzüldü mü anlayamazsın, terliklerimi getir dersin cevap alamazsın, şakacıktan bir oynayayım diyemezsin. Ne yapmaya besliyor ki bu insanlar bu iguanaları.
  • Türkiye'ye vize uygulamayan ülkeler acaba Türkiye'den az kişi gidince kırılıyor mudur? Nebileyim mesela Belize devlet başkanı elinde turistik raporları tutarken gözü yaşlı bir şekilde "sırf o sevimli Türk'ler gelsin diye, onlara kolaylık olsun diye vize istemedim ama onların yaptığına bak, 1 kişi bile gelmedi" diyor mudur?

Şöyle böyle #19

29 Ocak 2010 Cuma

Çok yorgunum sevgili okur. Final haftası diye kaç gündür sabahın 8'inde okula gitmekten ne uyku düzeni kaldı ne bişey kaldı. Yorgunluk yüzünden bloga yazarım diye aklıma not ettiğim onca şey de uçtu gitti. Aklımda kalanlardan bir demet sunayım dedim.

  • İçinde çocuk olan diziler çok uzamasın istiyorum. O sempatik sempatik çocuklar ergenliğe yaklaştıkça birer insan azmanına birer genç irisine dönüştükçe insanın izleyesi kalmıyor o dizileri.
  • Otobüste biri "camı açabilir misiniz" dedikten sonra ne kadar zorlansa da açılmayan o camlar yok mu, insanı en büyük çaresizlik duygusuna gark eder. Bu isteği yapana dönüp de çaresizce sırıtarak omuz silmek yerin dibine geçmenin resmi belgesi gibidir.
  • Dağbaşında yaşadığımdan kelli odamda bulunan devasa şişe suyun soğuk olmaması sorununu camın dışına koyarak çözdüm. Her daim soğuk su bulabilir oldum, gelin görün ki bazı günler karşımda bir şişe dolusu buz görünce söndü bu hevesim.
  • Ayakkabı camiasına sesleniyorum burdan, neden bir standardınız yok lan sizin? Kışın beni mağdur eden papuçlardan botlara terfi etmek için bugün yollara düştüm. Kısaca özetlemek gerekirse kramponda 48.5 numara, kaykay ayakkabısında 47.5 numara, gündelik sıradan bir papuçta 47 numara ve bugün öğrendiğim üzere botta da 45 numara giyiyorum. İşin enteresanı ilk girdiğim dükkanda 46 numara bota ayağımı sığdıracağım diye binbir çile çektikten sonra ikinci dükkanda 45 numara bot tök diye oldu ayağıma. Bir standart bulun la şu iş için.
  • Evimin önündeki dar bir sokaktan ne zaman ki gece 3te 4te bir araba geçse nedense öldüresiye merak etmeye başlıyorum bu saatte kimdir bu nerden geliyordur diye. Bir gün balkondan kafayı uzatıp sorucam sonunda bu merağa karşı koyamayıp sanırım.
  • Bu hafta ertelenen bir tane finalim var idi, haftaya salı günü olmasına karar verilmiş. Meteorolojinin sitesini açtığımda bir de ne göreyim, pazartesi günü yine hunharca kar yağışı bekleniyormuş. Yıldım ben bu işten artık. Sınav olayım diye bekliyorum adeta.

Yerle yeksan oldum

26 Ocak 2010 Salı

Bu da başıma geldi sevgili okur. Değerli ahbabım hem okur hem yazar ile buluşup birşeyler yiyelim diye evden çıkma kararı vermemle başladı olay. Ayrıca düşününce bu olay yaşanacağının her türlü ipuçlarını vermişti. Ayağıma göre bot bulamamış olup düz taban papuçlarla sokağa çıkmam ve gülenlere gülmem ile kendi hazin sonumu hazırlamış oldum bir bakıma.

Evimden çıkıp dünyadaki en eğimli otoparklarından birisini geçerken stratejik olarak olayı kafamda çözüm bütün handikaplara rağmen kayıp düşmeden dünyadaki en eğimli parklardan birisine geldim. Gördüm ki parkın yürüme yolu buz pistine dönmüş. Tam olarak buz da değil. Karın ezilmiş erimiş donmuş olan o en sevimsiz ve en kaygan hali. O anda 12 silindirli bir motormuşçasına çalışan beynim bana süper bir fikir sundu. Buz tutmuş yol yerine parkın üstü basılmamış karlarla dolu olan çim alanından yürüyerek kaymayı engelleyecektim. Ancak o eğimli çim alana attığım 3. adım ile ayağımın altında varlığı son bulan karlar beni çamurla muhattap ederek adeta bir çınar gibi sırtüstü devrilmeme sebep oldu. Güzelim üstüm başım da çamura bulanmış oldu böylelikle. Bu olayın tek eğlenceli yanı ise kış günü olmasına rağmen karda buzda değil de çamurda kayıp düşmem oldu. Uzunca bir süredir ağrımayan dizim ise isyan edercesine tekrar başladı ağrımaya. Hepinizse kayıp düşmesiz günler dilerim sevgili okurlar.

Şöyle böyle #18

Sevgili okur geçen gün camdan bakıp kara kara "bu karda nasıl gideceğim okula" diye düşünürken MSN'den gelen neşeli bir msj ile huzura kavuştum. Evet doğru tahmin ettiniz, 2.5 gün kar tatili oldu okulum. Ben de bu neşeyle birşeyler yazayım dedim.

  • Geçen gün duyup çok güldüğüm "Napolyon'un bir de öteki yüzü var" lafını sizle paylaşmak isterim.
  • Bazı insanlar var ki rejim yaparlar hep, sonra da kepekli ekmeğin normalden daha güzel olduğunu iddia ederler. Nasıl bir ikiyüzlülük la bu? Bunca yıl yemişin somun somun ekmekleri de kepek ekmeği aklına gelmemiş, ne zaman ki rejim yapmaya başlıyıp kepek ekmeğine muhtaç olunca mı o kadar süper bir ekmek oldu bir anda?
  • Makarnaya bakarak insanlığın gizemini çözdüm. Makarna bol nişastalı ve çatalla yenen basit bir yemektir değil mi? Aslında o kadar basit değil işte. Uzununu yapmışlar, yetmemiş biraz yassısını yapmışlar, o da yetmemiş deniz kabuğu gibi olanını yapmışlar, o da yetmemiş papyon gibi olanı, o da yetmemiş çok ufak boru şekilli olanlar. Ben ki mutfakla alakalı biri değilim ona rağmen en az 15 farklı çeşit makarna görmüşümdür. Ne ki bu şimdi? Tadı falan aynı hepsinin. Sırf insanoğlunun şekilciliği işte. Boş işlerle uğraştığımızın bir numaralı göstergesidir bu kadar çok çeşitli makarna olması.
  • Tükenmez kalemin isminden çok ümitlendiydim ancak kullanırken hüsrana uğradıydım. Burdan bilim adamlarına sesleniyorum, tükenmez silgi gibi birşey yapılabilir bence, hatta isminin de tam karşılığını verebilir gibi geliyor bana.
  • Kimi erkekler bozuk paralarını cüzdandaki bozuk para yerine koyar ya, ben onu hiç beceremem işte. Her minibüse otobüse bindiğimde cüzdan çıkarmak ızdırap gibi geliyor bana, hele ki o zar zor sığdığım taşıtlarda. Cep çok daha verimli bir taşıma şekli bence bozuk paralar için.
  • Kartopu oynamanın da dejenere olduğunu gördüm geçen gün. Çocuklar şimdi 2 elleriyle yerden aldıkları karı sıkıştırmadan birbirlerine savuruyorlar. Benim dönemimde kartopu oynamak sanat ve stratejinin birleşimi olan çok önemli bir meziyetti. Önce 1 avuç kaliteli kar alınıp iyice sıkıştırılır. Tam bir küre olması da önemli havada süzülürken dengesini kaybetmesin diye. Sonra bu mükemmel ve sertleştirilmiş küre rakibin ensesi dönükse enseköküne, rakip yan dönük ise kulak memesine, önü dönük ise burnu hedef alınacak şekilde omuzdan süratlice fırlatılırdı. Nice kişiyi kartopuyla diz çökertmişliğim var sevgili okur. Günün sonunda önümde el pençe divan durup saygısını gösterenler var. Kardan kıştan soğuttum nice mahalle arkadaşımı.
  • Anahaber bültenlerinde kayıp kaza yapan arabaları gösteriyor ya, seviyorum ben onu izlemeyi nedense.
  • Bir de buz tutmuş bir merdivenin falan yakınına kamera koyarlar, akşam da haberde insanların kayıp düşmelerini montajlayıp sunarlar. Onu da severim. Ama bari o haberi ağlak müziklerle falan vermeseler.
  • Bu arada karlı bir günde güneş çıkınca söylenen o "kar topluyor" olayının bilimsel açıklamasını yapabilen olursa ona saygım sonsuz olur. Var mı öyle birşey?

Blog Widget by LinkWithin