Ruh haline göre müzik seç

5 Eylül 2009 Cumartesi

İşte keşke benim aklıma gelseydi diyebileceğim türden bir internet sitesi. Musicovery adlı bu sitenin yaptığı şeyi kısaca özetlemek gerekirse aradığınız müziğe olabilecek en kolay şekilde ulaşmanızı sağlıyor. Şöyle ki açılan sayfadan kendinize en uygun ruh halini seçiyorsunuz. Sonra da çalmasını istediğiniz şarkıların yıl aralığını ve türünü seçip kendinizi musicovery'nin şefkatli kollayına bırakıyoruz. Ortaya çıkan ilginç şekildeki her bir topik bir şarkıya tekabül ediyor ve birbirlerine bağlantıları ve renkleri ile de o şarkılar hakkında bağlantı kurmanızı ve bilgi edinmenizi sağlıyor. Ne dinlesem diye düşünenlere tavsiye ederim.

Helal internet

4 Eylül 2009 Cuma

Sağda solda gördüğümde şaka sandığım bir sitenin gerçek olduğunu öğrendim az önce. I'mHalal adlı site Britanya'dan çıkma ve müslümanlara yönelik arama yapmaya imkan veren bir site. "Nasıl yani müslümanlara yönelik" diye sorduğunuzu duyar gibiyim sevgili okurlarım. Hemen açıklıyayım: şöyle ki sitede önceden tanımlanmış bazı helal olmayan kelimelerin aramasına izin vermiyor. Örneğin "sex" yazıp aradığınızda "yapma etme din kardeşim 3. seviyeden haram bu kelime, gel sen vazgeç bu işten arama bunu" diyor, böylelikle müslümanlar da mağdur olmuyor arama yaparken. Ayrıca drugs (uyuşturucular) 2. kademe haram ve alcohol (alkol) 1. kademe haram aramalarını da yaparsanız yine benzer bir uyarı çıkıyor ancak altındaki "tamam güzel kardeşim bunların haram olduğunu anladım ama sorun olmayacak yine de neticeleri görmek istiyorum" yazısına tıklayınca neticeleri görebilmek mümkün. Ne diyeyim internette mağdur olmak istemeyen müslümanlar için düşünülmüş tasarlanmış bir site.

Modern tıbbı küstüren genç

Geçtiğimiz ayın sonunda televizyonda izlediğim Doktorum adlı programla ilgili bir yazı yazdıydım. Yazıyı yazdığım günden sonra da ne olduysa programı gece izleyemez oldum. Hemen kendime pay çıkarıp "ne mübarek adammışım ki serzenişvari yazdığım yazı neticesinde anında kaldırdılar programı" diye neşeye kestiydi naçiz bedenim. Hemen 5 dakika sonra da bütün bu neşe yerine aldı beni bir düşünce. Kaç yıldır ilk defa televizyonda bir Türk kanalında izlediğim bir kanaldan gerçekten bir şeyler öğreniyordum, bilir kişiler konuşuyordu. Devir teknoloji devridir diyip ver ettim aklımdaki merakımı Google'a o da saolsun buldu bana bu serzeniş kurbanı programın akibetini. Öğrendim ki program sabah normal saatinde yayınlanmaya devam ediyormuş da gece yayınlayıp bana göstermiyormuş kendini. Tabi beni yine hemen aldı bir düşünce daha. "Acaba benle alakadar faydalı güzel bilgiler anlatmaya devam ediyorlar mıdır" diye düşünceler içinde kaldım. Program da öyle bir saatte ki yatmadan izliyeyim de yatayım desem ertesi günüm çok saçma olur. Sabahın 8:30'unda sağlık programı izlemek için uyandım tatil vakti desem taşlarlar adamı kalmaz sağlık falan zaten. Benim de televizyondan 2 gram sağlıklı yaşam teknikleri öğrenme hevesim içimde kaldı. Ne pis programmış bu da arkadaş izlesen bir dert izlemesen bir dert.

Türk insanı kalıp sever

Türk insanı yaratıcıdır, buna lafım yok. Ama biri de yaratıcı birşey üretmeye görsün hemen bin tane benzeri çıkıyor. Kaç zamandır sağda solda görmekten tiksindiğim 2 kalıp var ki gördüğüm yerden kaçıyorum artık.

Birincisi rock müzik yapılan hadiselerin isminin sonu rak ile biten bir kelime seçip bunu rock olarak yazmak. Yanılmıyorsam ilk olarak Barış Manço televizyon programına isim olarak Çıngırock koymuştu. Dorock, burock, çorock, tarock gibi bin tane örnek mevcut.

Diğeri de "ümitsizseniz, ümitsizsiniz" kalıbı. Bunu da ilk defa otobüste bir reklamda görmüştüm sonra ardı arkası kesilmed. Sinirsizseniz sinir sizsiniz, sizsizseniz siz sizsiniz, hississeniz hiz sissiniz gibi binlerce örnek. Bunun okuması da zor bir de başa bela oluyor okurken.

Burdan başlatmak istediğim dev kampanya ile şu 2 kalıp kalksın artık ortadan. Sıtkım sıyrıldı bunları görmekten. Yaratıcı güzelim yurdum insanı bunlarla sınırlı kalmasın gelişsin artık. Bunlardan birini gördüğüm bir tabela daha görürsem "taş yok mu lan taş" diyip camını çerçevesini indiririm o mekanın şimdiden uyarmış olayım.

Samurai Champloo

3 Eylül 2009 Perşembe

Bu blogu açtığım günden itibaren kültür sanat faaliyetleri çerçevesinde hep aklımda vardı güzel animeleri tanıtmak, yurdum insanlarını animelerden haberdar etmek. Kısmet bugüneymiş demek ki. İlk olarak seçtiğim anime de ilk defa anime izleyecek birisine son derece uygun klasik tarza yakın bir anime. 2004 yılı yapımı olan 26 bölümlük (her bir bölüm 20 dakika) Samurai Champloo, karakterleriyle ön plana çıkan bir anime. Birbirleriyle zıt sayılabilecek 3 karakterin ortak bir macerada yollarının kesişmesini anlatan anime Japonya'nın eski dönemlerinde geçiyor ve bu açıdan da diğer birçok animeyi izleyecek olanlara bir ön bilgi oluyor. Aksiyon ve komedi türünün en güzel örneklerinden birisi olan bu anime de diğer birçok anime gibi manga'dan (çizgi romanların Japon versiyonları diyebiliriz) türemiş bir animedir. Anime nedir diye merak edip başalamaya niyet edenler için ideal bir animedir, ayrıca Mugen karakteri de favorimdir.

Staj işlemleri ve bürokratik kabus

Birçok müzmin mühendislik öğrencisi gibi ben de "vakti gelmiştir" diyip staj yapmak amaçlı düştüm yollara. Yazın da ucu ucuna son dönemine geldiği için ivedilikle halletmeye çalışıp 2 günümü kabus eden bu işlemler silsilesini ve saçmalığını anlatmak istedim. Yurdumun diğer başarılı üniversitelerini tenzih ederim tabi ben kendi dandik üniversitem olan İstanbul Ticaret Üniversitesi adına konuşuyorum sadece. Tek tek aşamaları yazayım anlarsınız neler çektiğimi.

  1. Şirket bulunur gidilir şirketle konuşulur anlaşılır. Şirket bilgileri de alınır.
  2. Sonrasında bölümün kampüsüne (benim için Küçükyalı) gidilir staj bildirim formu doldurulur verilir. Ordan da sigortayı okulun yapacağına dair bir kağıt alınır dekana imzalatılır (biz söyleyince inanmıyolar sanki) şirkete götürülür. Şirketten de staj onay belgesi alınır.
  3. Yine Küçükyalı'ya gidilir onay belgesi alakadar kimseye verilir. Tabi bu esnada koskoca okulda fotokopi makinası bulunamaz türlü ızdıraplar çekilir.
  4. Sonrasında sigorta işlemleri için en az öğrencinin bulunduğu Eminönü kampüsüne gidilir. Ders kaydının bile internetten yapılamadığı bir okulda öğrencinin bilgilerini Eminönü'ne yollayıp sigortayı başlatmak yerine öğrenci oraya gönderilir.
  5. Eminönü'nde sigortacı abla bulunur 10-15 dakikalık dandik bir işlem için oralara gidilmesi insanı ayrıca kahreder. Ordaki abla sigortayı başlatır elinize bir kağıt verir bunun fotokopisini çek şuralara buralara yolla der.
  6. Sigorta zımbırtılarının aslı staj yapılacak şirkete götürülür.
  7. Sigorta zımbırtılarının kopyası Küçükyalı'da ki kampüsteki alakadar kimseye götürülür verilir.
  8. Staj defteri denen stajda neler yapıldığının yazılacağı defter bozuntusu da anlaşmalı şirket kâr edebilsin diye sadece Üsküdar kampüsünde satılmaktadır. Toptan diğer kampüslere dağıtalım oradaki öğrenciler buraya gelmeden alabilsin gibi bir olasılık hiç düşünülmemiş.
Tamamen abartmaksızın en kolay haliyle staj işlemleri bu kadar zahmet gerektiren birşey. Çok ekstrem bir durum oldu ve bütün görevlileri yerinde buldunuz ve bir günde bu işleri hallettiniz diyelim. Bu durumda bir gün içerisinde gitmeniz gereken toplam güzergahı yazmak gerekirse: ev - şirket - küçükyalı - şirket - küçükyalı - eminönü - şirket - küçükyalı - üsküdar - ev şeklinde oluyor. İstanbul'u ve trafiğini de bilmeyenler için Google Earth'ten faydalanıp staj şirketini ortalama bir yerde seçip kuş uçuşu (yolları göz ardı ederek direk harita üzerindeki mesafe) olarak mesafeyi hesaplamak gerekirse de 150 kilometre ediyor. İstanbul şartlarında böyle bir işi bir günde bitirebilmek epik bir başarı sayılır yani.

Anlamadığım şey ise ilim irfan öğrenmeye gittiğimiz yerin teknolojiden internetten haberi yok. Varsa da "biz ne uğraşalım kardeşim öğrenciler gidiyo geliyo işte ne güzel" diye düşündüklerinden kelli bu durumu değiştirmeye yönelik en ufak bir çabaları bile yok. Bürokratik olayları zaten hiç sevmezdim de uzun zamandır bu kadar yıldığımı da hatırlamıyorum. Bütün bu olaylar içinde belki de tek güzel şey varsa o da stajın yalandan olmasıdır.

Dünya barış günü

1 Eylül 2009 Salı

Parahumanbeing şimdi de okuyucularına dev hizmet olarak günün anlam ve önemini bildiriyor. Sağdan soldan duyduğum üzere de bugün (1 eylül) dünya barış günüymüş. Böyle bir gün olması iyi ne güzel diye düşünüyordum ki biraz irdeledim sonra da hayretlere gark oldum. Bundan yıllar yıllar önce politik yollarla Danzig Sorunu'nu halledemeyen Almanya "vay siz misiniz bu sorunu politik yollarla hallettirmeyen" diyerek Polonya sınırını geçip paldır küldür savaşa tutuşmuşlardır, dahası bu olay 2. Dünya Savaşı'nın da başlangıcı olmuştur. Sonralarda da bir cin fikirli nereden estiyse bu günü dünya barış günü olarak belirlemiştir. Keşke savaşın bittiği günü seçseydi böyle bir gün olarak diye içimden geçirmeden edemedim. Yurtta sulh cihanda sulh dileklerimle, barışçıl kalın.

Blog Widget by LinkWithin