Şöyle böyle #29 (ÖSS Özel)

14 Mart 2010 Pazar

İşte Parahumanbeing'den dev bir hizmet daha. ÖSS'nin üzerindeki o sis perdesini aralıyoruz. Şaka bir yana en son 6 sene evel girmiş olduğum ve bir kere girmekle yetindiğim bir sınavdı bu ÖSS, ama gördüm ki liseden bir sınıf arkadaşım okuduğu okulda pek bir başarı gösteremeyince tekrar bu sınava girme kararı almış. Ben de bir şekilde yurdum gençlerinin hayatında önemli bir yer tutan bu sınav hakkında bir şöyle böyle yazısı yazayım dedim.

  • ÖSS diyince aklıma gelen ilk şey o optik okuyuculara özel kağıtlardır. Yuvarlakların içi karalanır falan hani. Sınav telaşıyla karalarken bir de paranoya yapılır acaba optik arkadaş bunu okuyabilir mi diye.
  • Optik okuyucuyu da ilk duyduğumda şişe dibi gözlüklü ve adı optik olan bir okuyucu geldiydi. Sonra da bu tabiri her duyduğumda sinirim bozuldu.
  • Bir de bazı insanlar o optik cevap kağıdına sınavı bitirdikten sonra işaretlemeye başlayanlar vardı. La öyle büyük gerilim olur mu. Ben ÖSS'ye girdiğimde yanımda oturan adam böyle yapıyordu, adamın o boş cevap kağıdını gördükçe ben gerildim sınavda.
  • ÖSS'ye girilen sınıflar son derece rahatsız olur. Sıralar ilkokul sırası olur sığılmaz. Sıraların üstüne de birşey kazılmış olur. O kutucukları doldururken kalemin ucu o kazıntı yerlere giricek de kağıdı yırtacak diye çok gerilinir.
  • ÖSS'ye girerken bir de kapıdaki o polisiye arama ortamı da ne gerilimli bir durumdur. Bırakın hocalar falan arasın. Ak sakallı dedeler baksın hatta kapıda kimliklere, her geçene de "sen istediğin yeri kazanacaksın evladım" desin. Ak sakallı dede gazıyla girilsin sınava.
  • Sınava girerken 3-4 gofret 5-6 civarında da farklı şeker ve bir litrelik suyla gireni gördüm. Adam kafetarya işletiyor gibi dizdiydi bunları sıranın üzerine. Sınavın ilk bir saatinde hiçbirine dokunmamıştı bunların. Sonra da bir anda hepsini yemişti aceleyle.
  • Sınava ailecek gelenler olurdu bir de. Bazılarında da "bu çocuk zaten bir yeri kazanamayacak bari biz oturalım okulun bahçesinde fırsattan istifade piknik yapmış oluruz" der gibi bir ifade olurdu. İdeali arabayı çarpmadan kullanabilecek en şoför akraba ile gitmektir.
  • Dershane de saçma bir ortamdır. Hele o öğrenci başarısına göre öğrencileri sınıflara yerleştirmeleri bambaşka bir sevimsiz durum. İnsanı arkadaşından ahbabından ayırır bu durum. Belki de amaç budur. Ha şimdi anladım sanırım. Amaç buymuş meğer.
  • Test kitaplarının da ortak özelliği çok kolaydan başlayıp imkansıza gitmeleridir. "Tse ben bu test kitabını 1 haftada bitiririm aga" diye başlayan nice genç yiğit 20. sayfaya gelmeden yılmıştır. İddia ederim ki Türkiye'deki test kitaplarına bakılsa %87.24'ünün sadece ilk 20 sayfası çözülüdür.
  • Bir de o test mevzusu da giderek sevimsizleşmişti. ÖSS'yi hazırlayan koskoca TÜBİTAK'lı falan amcalar adam gibi "hangisidir" diye biten bir soru hazırlayamıyor da "yukardakilerden hangisinin doğru olması durumunun yanlış olduğunu söylersek hata yapmamış oluruz" gibi enteresan kalıplara başvuruyor.
  • Lise 2'de (bizim zamanımızda lise 3'te biterdi mevzu şimdi nasıl oldu bilemiyorum) her tenefüs harıl harıl maç yapılan insanların bir kısmının lise 3. sınıfta bir anda tenefüste testlere gömülmesi de çok sevimsiz bir durum.
  • Bu arada ÖSS'den sonraki 1 aylık süreç de evdeki ebeveynlerin "ulan bu çocuğu fırçalasam mı iyi mi davransam acaba, çok kazanmış gibi de görünmüyor ama belki kazara yapmıştır birşeyler" diye ikilemlerde kaldığı bir süreçtir.
  • En keyif kaçıran bir süreç de dershane ve okuldaki sınıf arkadaşlarıyla girilen "sen nereyi kazandın" muhabbetidir. Ben de bu durumdan sıkılında "esas o üniversite beni kazandı" demeyi tercih ettiydim.
  • Her konuya karışan dershane danışmanlarından da kurtulmanın yolunu bulana evimin anahtarını veririm. Okuldan sonra maç yapalım dersin kale direğinin arkasından çıkar, iki dürüm yiyelim dersin turşu kavanozundan çıkar, arkadaşlarla okey oynayalım dersin masanın altından çıkar. Bir de "bugün neden 2000 soru eksik çözdün" gibi imkansızı isterler.
  • Bir gün de dershanenin en üst sınıfındaki insanlarla muhabbet etmiştim nedense. Adamlar (adamlar diyorum çünkü FEM'e gittiğim için koskoca dershanede 5 tane falan kız vardı onlara da senede bir kere falan denk geliniyordu) ciddi ciddi gün içinde tuvalette ve yemekte harcadıkları vakitleri düşünüp, o vakitleri nasıl ÖSS'ye faydalı bir şekilde kullanabileceklerini tartışıyorlardı. Varmış yani öyle insanlar da.
  • Bir gün de dershanenin en alt sınıfında bir derse girmiştim (hatta bunu daha önce de blogumda anlatmıştım) nedense. O sınıfta da eksi net yapan adamlar vardı yav. Adamın sayısal neti -4'tü mesela. Bu adamlar bence yanlışın doğruyu götürmesinden muaf olmalı. Yerin dibine geçmiş zaten daha ne götürsün yanlışlar garibim adamın bir tutam yanlışını.
  • Bu arada sınav sırasında dikkat dağıtan gözetmen sorunu da vardır kimi sınıflarda. O gözetmene pis bakışlar atınca kıl olup daha da abartabilir ya da biraz insansa daha efendi olabilir. Ben nedense hep bu ikilimde pis bakışlar atmayı tercih ettim.
  • Bu arada en büyük fobim de sınav esnasında bir öğrencinin (özellikle arkamda oturanın) heyecandan sabah ailesi tarafından hunharca yedirilen kahvaltıyı kusmasıdır. Sınav ortamında yerde sucuklu yumurta dururken ve o sabah sıcağında kokarken (hele bir de insanın arka sırasındaysa bu) ne yaşama sevinci kalır ne ÖSS dirayeti.

4 yorum:

uff!! dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
uff!! dedi ki...

Bu kızlarında üç tanesi bizim sınıftaydı zati..onlarda zamanla bizden biri olup çıkmıştı..makine mühendisiliği okuyan bir öğrenciden zerre kadar farkımız yoktu..ki benim bildiğim pek bir civelek olurdu bu dershane ortamları..

Altay dedi ki...

töööööbe erdemm

Parahuman dedi ki...

hey gidi hey altayım sen blogumu okur muydun? yazıya ilham kaynağı olan insan olarak teşrif etmen ayrı bir incelik olmuş adeta...

Blog Widget by LinkWithin