3G geldi de bu kadar mı geldi

3 Ağustos 2009 Pazartesi


Malumunuz üstün teknoloji sistemleri artık Türkiye'ye de geliyor. Bunun son örneği de mobil teknolojiler çerçevesinde incelenebilecek olan 3G. Gelin görün ki acı olan tahminimce süper bir teknoloji olan bu 3G hakkında yazabildiğim tek şey yine tam bizim insanımıza göre.

Reklam kampanyaları yapıla yapıla yine ana haber bültenlerinin de dikkati çekilmiş bu 3G olayına saolsun hepsi de haber yapmışlar. Hepsinin de söyledikleri tek şey "artık telefonda yalan söylemek yok aradığınız kişiyi görebilirsiniz de"den ibaret. Bizim kurtlu milletimizin "aman benim bey nerelerde acaba karıya kıza gitmesin" tereddütü 3G'nin bir numaralı sorunu oldu. Daha da kötüsü bizim milletimiz için haberler sayesinde 3G bundan ibaret oldu. Bizim ülkeye de 3G'nin gele gele bu kadarı gelmiş oldu anca.

Okeyde kaybeden aşkta kazanmasın

Ekran kartımın yanması ve yaz okulunun final haftasından kelli darlanmalarım son bulmuyor. Bu son bulmamalar neticesinde "bari girelim de 2 el sanal da olsa okey oynayalım" dedik bir arkadaşla ve girdik facebook'un okey isimli bir uygulamasına. Girişken Türk milleti burda da kendini gösterdi ve bir süre sonra hayretler içinde yurdum insanının okeyi bile bir kız tavlama aracı olarak kullanabileceğini gösterdi. Masayı seçince oyun otomatik olarak bir koltuğa yerleştirince oyuncuyu ne kavgalar çıkıyor "vay benim eşim erkek olamaz" diye. Bir de hiç gocunmadan okeydeki beklentilerinin kız tavlamak olduğunu açık açık söyleyebiliyorlar. Masaya girip 2 erkeği gören arkasına bakamadan kaçıyor gidiyor. Bu denyolardan zaten sıkıldım bir de üstüne 2 kuruşluk oyun keyfimi de baltaladılar tam oldu.

Amish olmuşsun amma...

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Pennsylvannia denen Amerikan eyaletinde sıkça bulunan ilginç bir tarikata verilen isimdir Amish. Bu Amish dediğimiz tarikatın müritlerinin olayı da şudur ki 1800'lerdeki hayatı yaşıyorlar. Yani elektrik yok elektronik aletler yok araba yok. Ayrıca son derece muhafazakarlar, doğum kontrolüne karşılar ve eski Almanca benzeri bir dil konuşuyorlar. Bana ilginç gelen olay da şudur bu tarikatın üye sayısı büyük bir hızla artmaktaymış. Hatta son zamanlarda 230.000 civarındaymış.

Benim kafamı kurcalayan nokta da şu oldu. Amerika gibi teknolojiyle son derece iç içe olan bir yerde yeni nesillerini yozlaşmadan nası koruyabilicekler. Yasalar gerektirdiği için çocuklarını sadece ilkokula yolluyor bu Amish'ler. Ben böyle bir Amish ailesinde yaşıyor olsam ve okula gittiğimde bir mp3 çalar, hatta bir ampul görsem bile hayranı olur nasıl çalıştığını öğrenmeye çalışırdım herhalde. Peki bu Amish'lerin çocukları nasıl oluyor da teknolojiden bu kadar uzak kalıyor. Ailenin çocuklar üzerindeki baskısının büyük olduğunu tahmin etmek zor değil anca bir yaştan sonra merak herkesi bu Amish'liğin dışına taşımalı diye düşünüyorum. Merak ve öğrenmek güzel şeydir Amish'liğin alemi yok bence. Ayrıca demezler mi "oğlum 1800'leri yaşıyorsunuz da amacınız ne" diye. Sorarlar tabi.

Babayı karıştırma

Sansüre karşıyım. Hatta neredeyse sonuna kadar karşıyım. An itibariyle TV'de eski Türk filmlerinden Ne Olacak Şimdi oynamakta. Şener Şen ve Levent Kırca'nın gençlik sayılabilecek dönemlerine denk gelen avukatlı ayrılmalı boşanmalı bir film. Lafı uzatmadan konumuza gelince şu ki kadın kocasıyla tartışıyor diğer kadınla dertleşirken diğer kadın hıyar diye hakaret ediyor sonra da özür diliyor, kocasına hakaret ettiği için. Hıyar kocanın kadını da "ne hıyarı, hıyaroğlu hıyar" diyerek celalleniyor ancak o da ne. "Hıyaroğlu hıyar" sansürlenirken "hıyar" sansürlenmiyor. Demek ki bu işin kıstası babayı karıştırmakla oluyormuş.

İçerik mi görsellik mi?

Geçtiğimiz aylarda neşeli neşeli bilgisayarda oyun oynarken aniden ekran kartımın yanması üzerine (garanti süresinin bitmesinden tam 1.5 ay sonra) "yaz okulu da var zaten yeni ekran kartı şimdi almıyayım da bütün bir yaz kiliketa kiliketa oyun oynamıyayım" diyerek birkaç ay ekran kartsız idare etmeye karar verdim. Heyhat deli gönül bu söz dinler mi, dinlemez tabi, dinlemedi de gitti nostaljik sayılabilecek 2000 öncesi oyunları aldı yükledi bilgisayara. Hemen arkasından da tespit yapmam gecikmedi tabi ki.

Eski oyuncular hatırlar belki Arcanum diye rpg'nin atası sayılabilecek bir oyun vardır, hakeza Sim Theme Hospital ve Rollercoaster Tycoon da kendi türünü yaratmış diyebileceğimiz 2 önemli oyundur. Şimdi gelelim tespitime. Bu oyunların hiçbiri günümüz oyunlarının grafik kalitesinde değil zaten onun bilincindeyim ancak oyunları oynarken o zaman oyun yapan abilerin görselliği en az önemli unsur olarak gördükleri ortada. Misal Arcanum'un karakterleri ve diyaloglarındaki başarı hatta neredeyse bir film senaryosu kadar başarılı ve uzun senaryosu günümüz oyunlarının hiçbirinde yok. Hakeza diğer tycoon tarzı oyunlar da görselliği değil öncelikle gerçekçiliği hedeflemiş oyunlardır.

Günümüz oyunları ise belli bir standart üzerine devamlı grafik geliştirmeleri ile karşımıza gelen konusuz, oynarken yalan gibi gelen, bitirmeden bırakınca hiç merak uyandırmayan cicili bicili bişeyler oldu çıktı. İşin kötü tarafı bu bahsettiğim olay son 20 yıldır sanırım sinemada da var. Kendi beceriksizliklerini "film yapacak konu kalmadı" diye örtbas etmeye çalışan senaristler baktılar konu bulamıyorlar ver etmişler efekti ver etmişler efekti. Artık ekran kartsızlık durumum beni hiç rahatsız etmediği ve yeni oyunları hiç özlemediğim gibi neşeyle gidip eski oyunlara gömüleyim ben. İyi içerikler diliyorum.

Ağustos da bana mı ağustos

Sayfaya görmemişler gibi koyduğum devasa takvim sayesinde farkettim ki yeni bir aya başlamış bulunuyoruz. Yine hiçbir beklentim olmadan, yaz okuluyla sınavlarla projelerle cebelleşerek sonra da staj yeri aramakla uğraşılacak bir süper ay beni bekliyor. Hava sıcaklığı da en az 38-39 olsun ki otobüslerde okula gidip gelirken sıcaktan bin beter olayım.

Bilmem sadece bende mi böyledir ama eskiden bir aya başlarken yaptığım güzel planları artık yapamıyorum. Eskiden bir tatil planım olurdu o da olmazsa arkadaşlarla ufak tefek planlarım olurdu. Büyümek ve hayatın boktanlaşmasıyla alakalı bir durum sanırım bu. Ne vakit ne de enerji bulunamıyor yapılacak şeyler için. Bir süre sonra yapılacak şeyler olmaktan da çıkıyor bunlar ütopik hayallere dönüşüyor.

Temmuz ayında olduğu gibi yine 3 kuruşluk enerjimin büyük kısmını okula kanalize ederek yalandan bir hayat yaşamaya çalışacağım sanırım. Sayısal lotoyu falan tutturamadığım sürece uzun bi süre boyunca hayatım böyle devam edicek sanırım. Şimdi de en dertsiz tasasız yapabildiğim şeyi yapmaya geldi galiba sıra; uyumaya. Belki ak sakallı dede de gelir sayısal loto'nun rakamlarını söyler.

TV'de film keyfi

Yaz mevsiminin gelmesi ile "hadi bana eyvallah" diyerek tatile çıkan ünlü tayfası yüzünden bildiğiniz üzere yaz geldi mi televizyonda neredeyse bütün programlar, diziler tatile girer. Reyting karmaşasında da geriye düşmekten tırsan büyük kanallar yabancı filmlere öncelik vermeye başlıyor. Hatta o kadar çok film oluyor ki Oscar adayı filmler bile saat gece 12'den sonrasına kalabiliyor.

Gelin görün ki ben bu televizyonda film izleme olayından bir türlü haz alamıyorum. Eğer gerçekten kaliteli bir film izliyorsanız ve o kanalın rakipleri o saatte tırt kalıyorsa o filmin karşısında izlediğiniz filmin süresi ile reklamların süresi neredeyse eşit oluyor. Tabi bir de filmin ortasında alttan geçen soldan sallanan reklamlar da ayrı bir dert. Diyelim ki evliya sabrına sahipsiniz ve reklamlara tahammül edebiliyorsunuz, bu sefer de seslendirme ve çeviri sorunları ortaya çıkıyor. Sesin de filmin bir parçası olduğuna inandığımdan kelli yıllardır her filmi altyazılı izlemeye gayret ederim, ancak bu altyazıları da bir insan evladı çevirdiği için onlara da çok riayet etmem çünkü birçok saçma çeviri hatası ile karşılaştığımı bilirim.

"Her filmi sinemada izlemek gerek" de diyemiyorum. Hem sinemadaki kitleyi beğenmem genelde hem de ayda 7-8 kere sinemaya gidebilecek bütçeye sahip bir babayiğit de değilim. En güzeli istediğim altyazıyı seçip kafama göre durdurup devam ettirebileceğim bir şekilde odamda bilgisayarda film izlemektir sizlere de tavsiye ederim. İnsanların müzik zevkini, ahlak anlayışını, politik görüşlerini bile bozan televizyonun film keyfinizin de içine etmemesi dileğiyle iyi izlemeler diliyorum.

Blog Widget by LinkWithin