Şöyle böyle #40

15 Eylül 2010 Çarşamba

Göz açıp kapayıncaya kadar gelmişiz 40 numaralı şöyle böyle yazısına. Aslında hiç de göz açıp kapayıncaya kadar falan değil bence. Kaç zamandır yazıyorum işte baya baya. Parmaklarıma kramplar girdi klavye başında size güzel yazılar sunayım diye sevgili okurlar. Bir müddet daha abartırsam inanmayacağınızı düşünerek hemen ilk madde ile başlıyorum sevgili okur.

  • Sizin de dikkatinizi çekti mi bilmem ama yaz mevsimi sonlarına doğru MSN'deki kişi sayısında patlama oluyor. Tatilden dönmenin verdiği teknoloji açlığı ile demek ki insanlar veriyor kendini sanal ortamlara.
  • Yıllar yılı böceklerden çekmiş birisi olarak çözüm çok yakınımdaymış. 90'lı yılların sonunda popüler olmuş ayaklı lambalar vardı, acımasızca bir ışık saçan. Halojen lambalı. Gözlemlediğim kadarıyla ilk temas anında böceği simsiyah edip atıyor bir köşeye. Böcekler de ışığa gittiği için bana da bu neşeli çekişmeyi izlemek kalıyor.
  • Wii diye bir oyun aleti var, televizyona falan takılan. Yanlız şöyle bir durum var ki, elinize bir zımbırtı alıp onu sallıyorsunuz, ekrandaki herifçik de ona göre elini kolunu falan sallıyor. Siz siz olun bu Wii'yi çok ciddiye almayın canlar. Bir anda evin ortasında hoplaya zıplaya tepişen, elini kolunu sallayan 2 tane adam oluyo bir anda. Sakin sakin oturduğunuz yerden oynayın.
  • Okulda yıllar yılı gidip okey batak oynadığım adamların 5-6 sayfa CV'si olması çok enteresan. Bakınca birşey de yazmıyor aslında "üniversite boyunca profesyonel ödev yapıcılığı ve hocalara saygı gösterisinde bulunuculuğu" gibi saçma saçma şeyler ama ilk bakışta "lan bu adam bu kadar şeyi nasıl yapmış" dedirtiyor insana.
  • Yemeksepeti sağolsun Pavlov'un köpeği oldum adeta. Ne zaman dışardan bir scooter sesi gelse ağzım falan sulanmaya başlıyor.
  • Bir insan kıyafet alışverişinden tırsar mı? Ben tırsıyorum işte. Çok büyük bi eziyet yahu, dükkana gidilecek, modellere falan bakılaca, üste denenecek. Kış mevsiminin gelmesinden de mütevellit geleneksellemiş 4 yılda bir yaptığım kıyafet alışverişine girecek olmak şimdiden ürkütüyor beni. Bir dükkanda kazaklarla polarların arasına yığılmış kalmış bi şekilde görüyorum kendimi şimdiden. Düşünmesi bile kabir azabı gibi adeta.
  • İlkokuldaki elimize kramplar girmesini sağlayan güzel yazı dersi şimdiye kadar işine yaramış birisi var mı acaba?
  • İlkokul diyince de bir de yerli malı haftası geliyor aklıma. Hiçbişey anlamamıştım ben ondan. Her zaman yediğimiz elmayı muzu daha bir kıymetli gibi okula getirip yiyorduk o haftada galba. Ben ise millete şaka yapmakla meşguldum "naber len yerli malı" gibisinden.
  • Moment of truth diye bi program var Amerikan televizyonlarında. Birini yalan makinasına oturtup sorular soruyolar, sonra eşinin dostunun önünde bi daha soruyolar, doğru cevap verince para kazanıyo. Bu yarışmayı Türkiye'de de denediler nasıl tutmadı anlamadım. Sunucusu da Reha Muhtar'dı hatta.

Üniversiteye yeni başlayacaklara tavsiyeler

6 Eylül 2010 Pazartesi

Yine yepyeni cin fikirli bir yazı dizisiyle karşındayım sevgili okur. Aynı zamanda dev bir hizmetle üniversiteye yeni başlayanlara adeta bir kullanım kılavuzu niteliğindeki bu yazıyla büyük kolaylık sağlamayı planlıyorum. Bu yazıyı da benim gibi bir veteran öğrenci yazmasın da kim yazsın diye içimden geçirmedim desem yalan olur.

  • Öğrencilik sürecinin en sosyal, neşeli ve rahat süreci olan üniversitede en dikkat edilmesi gereken hususlardan biri bir yandan da okul okunduğunun farkına varılmasıdır. Bunun en kolay yolu da hocalarla arayı iyi tutmaktır. Ancak bu sürecin en önemli adımı yalakalıkla, hocalarla arayı iyi tutmanın arasındaki o ince çizginin farkına varılıp yalakalığa kaymamaktır.
  • Üniversite başka bir şehirdeyse hayatı kolaylaştıracak birkaç önemli noktadan biri olabildiğinde çabuk eve çıkılıp yurt olayından kurtulmaktır. Bu noktada da seçilen arkadaşlar önemli olduğu için kısa sürede sosyalleşebilmek gerekir. Bunun dışında diğer önemli noktalar bulaşık yıkamaya kolay bir çözüm bulmak ve etrafta yemek yenilebilecek ucuz ve sağlıklı (öğrenci standartlarına göre) yerler bulabilmektir. Bu yemek yenebilecek ucuz yerler bulma kısmı sosyal haftasonu etkinliklerine katılırken cepte yeterli para kalmasını sağladığı için büyük öneme sahiptir.
  • Okula yeni girenler için gözlem yapmak kritik öneme sahiptir. Okul içindeki insanların yürüyüş güzergahları (genelde geç kalınan derslerde en kısa sürede derse ulaşmaya yardımcı olur), oturulabilecek yerler, hangi grupların neler yaptığı, kampüsün neresinde ne olduğu gibi hususlarda bilgi edinmeyi sağlar.
  • Öğrencilik hayatını kolaylaştırabilecek en önemli insanlar üst dönemlerde bulunabilir. Eski ödevlerin elde edilmesi ve olası sınav sorusu konusunda bilgi sahibi olan bu insanlara en kolay ulaşım şekli girilen bir dersi alttan alan bir üst dönem görülmesiyle olur. Ancak bölüme göre bu durum da risk taşıyabilir.
  • Üniversitelerin öğrenciyi öğrenciye kırdırmak adına icat ettiği en büyük sistem olan çan eğrisi, öğrencilerin birbirlerine şüpheyle yaklaşmalarına sebep olur. Bilmeyenler için bahsetmek gerekirse çan eğrisi (genellikle mühendislik derslerinde olur) sınıftaki öğrencilerin en düşük not alan belli bir yüzdelik kısmın kalmasını sağlayan sistemdir. Bu yüzden diğer öğrenciler de bazen bir potansiyel düşman olabilir. Bunun çözümü de 5-6 kişiden kalabalık olmayan bir arkadaş grubu içerisinde ders olaylarını halletmek ve daha ziyade iş bölüşümlü kopya çekmektir.
  • Çan eğrisindeki öğrencilerin birbirine olan bu sevimsiz yaklaşımında dikkat edilmesi gereken tek bir önemli husus vardır. Sınavlardan sonra "hiçbirşey yapamadım kesin 0 alıyorum" dedikten sonra iyi bir not almak sınıfın en antipatik insanı yapacağı için sizi bu sözden öldüresiye kaçmak lazım. Sınav çok kötü geçmiş olsa bile "ya yaptım bişeyler de bu hoca not vermez kesin" gibi nispeten yuvarlak cümlelere başvurmak, bu hoca öğrenci çatışmasındaki tarafınızın öğrencilerden yana olduğunu hissettirecektir sınıfdaşlarınıza.
  • Bu çan eğrisi konusu olsa da olmasa da üniversitede sınıfdaşlarla yapılan sosyalleşme belirli çizgilerle sınırlanmıştır. Zaten süreyle olacak gruplaşmalar olacağı için sosyalleşmek adına okulun diğer nimetlerine sarılmak gerekebilir. Bu konuda da okulun gruplarına göz gezdirmeye gelir sıra. Hobiler doğrultusunda bir grup seçilip (tercihen hobidaş bir arkadaşla (çünkü tek gitmek sıkıcı ve muhabbete girmekte zorlayıcı bir faktör olabiliyor bazen)) ilk toplantısına katılmak gerekir. İlk gidilen toplantının önemli noktası da heyecanlı idealist genç imajı çizip her şeye atlamaktansa biraz daha pasif kalıp gözlem yapmaktır.
  • Okul çevresindeki cafe gibi güzel mekanları bilmek her zaman için olumlu sonuçlar doğurur. Bu konuda da okulun eskilerinden tavsiye alınabilir.
  • Geniş çevre okul hayatını kolaylaştırır. Ancak herkesle abartılı samimiyete gerek yok. Staj yeri sorabilecek kadar samimi olduğunuz bir grup olsun, kopya isteyebileceğiniz samimiyette bir grup olsun, bir de sadece selamlaşacağınız samimiyette bir grup olsun yeter. İhtiyaçlara göre bu gruplar çoğaltılabilir.
  • Üniversitenin hobilerinizle ilgili birşeyler yapabileceğiniz son fırsat olduğu ihtimalini göz ardı etmeden bunların üzerine yoğunlaşın. Okul bittikten sonra ne olduğunu anlamadan bir süre "yaylalar yaylalar" diye koştuktan sonra sabah 9 akşam 6 çalışmaya başlayan birçok insan bu konuda güzel birer örnek teşkil ediyorlar.
  • Genellikle üniversite gençlerin hayatta ne yapmak istediğine karar verdikleri yer olduğu için yatay dikey çapraz her türlü geçişi yapmaktan çekinmeyin. İstemediğiniz birşeyi yapmak için çabalamak, 1 sene kaybetmiş olmaktan çok daha kötü bir durumdur.
  • Bilmediğiniz durumlarda (projeler ya da staj olayları gibi) grupla birlikte hareket edin. Staj gibi sevimsiz olayların bürokratik işlerini herkesle aynı anda halletmek her zaman faydalı olmuştur. Bazı şeyler eksik ya da yanlış olsa bile kalabalığın içinde kaynar gider.
  • "Şimdi uyuyayım sabah erken kalkar çalışırım" yalanına inandırmayın kendinizi. Son gece oturun paşalar gibi çalışın sabah da finale girin.
  • Okulların genellikle 14 haftalık 2 dönemden oluştuğu ve vizelerin 7. finallerin 14. haftaya tekabül ettiği düşünülürse 6. ve 13. haftalar dışında ders çalışmayın. Hocalar ders saatlerini doldurabilmek adına sınavda sormayacakları şeyleri anlatmayı severler. Buna hazırlıklı olmak lazım. Ayrıca zaten 3 haftadan önce çalışılmış şeyler genellikle unutulur.
  • Derslere gidin ama derse gitmek için hayatınızdan birşeyleri eksiltmeyin. Derse gidince de "madem geldik bari dinleyelim" diyip dinliyor insan bir şekilde. Yeter ki "nan derse geldik de acaba girmeyip bilmemkimlerle bilmemnereye gitsem ne pis eğleniyor olacaktım" diye düşünüyorsanız o dersten de pek birşey anlaşılmaz zaten.
  • Ders notu isteyecek insanları sene başında gözünüze kestirin ve iyi bir iletişim içinde olun.
  • Gireceğiniz sınavda kitap defter kapalı olsa bile son ana kadar elinizden düşürmeyin bu hayat kurtarıcı kağıtları.
  • Kopya çekin ama kopyayla yakalanmayın. Bunun için en güzel yöntemlerden birisi (özellikle mühendislik dersleri için) hafızası olan hesap makinasıdır. Okula girerken 100 tl verip alacağınız bir hesap makinası size birçok dersi geçirecektir.
  • Akademisyen olmayı düşünmüyorsanız mümkün olduğunda okul dışında hocalarla görüşmemeye çalışın.
  • Olur da hocalardan iyi bildiğiniz birşeyler varsa hiç çaktırmayın. Tez gıcık olurlar, gıcık oldular mı acımazlar.
  • Karşı cinse tepkisiz durmayın ama aşık da olmayın. Neler olacağı belli olmayabiliyor.
  • Finallere girmeden önce ortalama hesaplıyıp hangi nota ihtiyacınız olduğunu belirleyin. Önemli bir durumunuz varsa bu konuda hocayla konuşmaktan çekinmeyin. Ancak eğer öğrencilerin 9/10'u "sakın konuşma o hocayla" diyorsa bulaşmayın. Konuşacaksanız da final günü konuşmayın sinirli olurlar. Sonraki gün konuşun.
  • Okula girince verilen yönetmeliğe göz gezdirmekte fayda var.
  • Tek ders sınavına o kadar da güvenmeyin. Fırsatınız varken alın bütün alttan olan derslerinizi.
  • Özel bir okuldaysanız sizden para koparmak için birçok yolu deneyebilirler hazırlıklı olun.
  • Bahar şenlikleri diye bir olay var. Maksat şenlikse kaçırmamak lazım. Hakeza beleş içki yeme içme olunca şenlik de kendiliğinden oluyor zaten.
  • Dersleri geçmenin kilit noktalarından birisi fotokopicilerle arayı iyi tutmaktır. Hatta hele bir de bu fotokopicilerin telefon numarasını falan alırsanız büyük zaman kaybından kurtulursunuz.
  • Gitmeden önce batak okey gibi oyunları öğrenin. Her boş dersin vazgeçilmezleridir bu kısa süreli oyunlar.
  • Sınav tarihlerini internette gördüğünüz anda bir kağıda yazın cüzdana atın. Hem unutmazsınız hem de sizi keklemeye çalışan yumurcaklara karşı hazırlıklı olursunuz.
  • Ders kitaplarına bir ton para vermek yerine önce bir sahaflara bakın. Hatta daha da önce üst dönemlere bir sorun.
  • Seçmeli derslerdeki iki önemli kriter dersi veren hoca ve o dersi alan yakın arkadaşlardır. Dersin içeriğine dikkat etmeye çok gerek olmaz genelde.
  • Siyasi bir fikriniz varsa da çok belli etmemeye çalışın. Belli edince genelde dayakla sonuçlanıyor bu gibi durumlar.
  • Olur da hazırlık okumaya karar verirseniz derecelendirme sınavında mümkün olan en düşük notu alın ki en dandik sınıfa koysunlar sizi. Rahat rahat uğraşmadan geçersiniz hazırlığı.
  • 3. 4. sınıflara geldiğinizde kolay para için yörenin lise talebelerine özel ders vermeyi deneyin.
  • Adettir girilmeyen derslerde başkasına imza attırmak. Bu yüzden basit bir imza tercih etmekte fayda var.
  • Asistanları iyi tanımak ve iletişim içinde olmak fayda sağlayabilir. Genellikle asistanlar hocalar tarafından öğrenci, öğrenciler tarafından da hoca olarak görüldükleri için sosyal ortamları yok denecek kadar azdır. Bu sebeple onlara yaklaşım nispeten daha kolay olabilir.
  • Gideceğiniz şehrin yöresel yemeklerini en az bir kere deneyin. Böylelikle o şehre yeni gelenleri götürebileceğiniz, gezdirebileceğiniz yerler olsun. Ayrıca şehrin yöresel adetlerini ve yasaklarını da öğrenmekte fayda var.
  • Yeni bir şehirde öğrencilik durumlarında bayram gibi tatil fırsatları önceden takip etmekte fayda var. Erken alınan bir uçak bileti son anda alınan bir otobüs biletiyle aynı paraya gelebilmekte.
İlk etapta aklıma gelen bu naçizane önerilerimden gayrı aklına birşey takılan olursa her türlü soru ve cevaplarınız için yorum butonu emrinize amadedir.

İsimler surata dönmeli yurdumda

21 Ağustos 2010 Cumartesi


İnsan sıkılmaya görsün. Az önce sırf sıkıntıdan Google'a girip bir "bored to hell" diye arattım. Karşıma sıkılanlar için bir site çıktı. Farklı farklı enteresan gereksiz şeyler var. Aralarından bir tanesine tıkladığımda isminizi yazdığında bir surat oluşturuyor ona göre. Ben de girdim hemen yaptım. Siz de eksik olmayın diye buraya da koydum linki. Hatta adımı yazdım mıydı çıkan tip hakikaten bana benzemesi de hemen 2 komplo teorisi yazmama sebebiyet verdi. Hatta o resmi de koyayım da robotumsu resmimle gizemime gizem katayım.

Şöyle böyle #39

11 Ağustos 2010 Çarşamba

İşte sevgili okur dediğim gibi olabildiğince kısa sürede bir yazıyla tekrar buradayım. Spontane gelişen "dur birşeyler yazayım" kararım neticesinde kafamdan bir şöyle böyle yazayım dedim. İşte son dönemden hadiseler.

  • Geçen gün okula gittim, bir proje vereyim diye. Yaz okulu bittiydi. Okulda bir akademik çaba da olmadığın için okuldaki öğrenci sayısı 1 (o da ben zaten) çalışan sayısı ise en az 50 civarındaydı. Çalışanların hepsinin oturup da televizyon seyretmesi çok sevimsiz geldi. Bir kantin dolusu kantin çalışanı sırf mesai saatleri dolsun diye televizyon seyrediyolardı.
  • Şuanda oturduğum binanın bulunduğu sokağın adı bahçelere giden ikinci yol sokak. (Yerimi de belli etmiş oldum böylece, gerçi eline bir tepsi börek ya da en azından bir kek alıp gelen her okuruma açıktır kapım) Bu sokak ismi taşındığımız günden beri içime dert oldu. Sokağın gittiği her yere ben de gittim ama bir bahçe bulamadım. Daha da enteresanı bahçelere giden birinci yol sokak da var. Ancak bu iki sokak da farklı yerlere gidiyorlar. Beyhude arar dururmuşum bunca zaman sokağımın bana vaadettiği bahçeleri yani.
  • Bu yeni evimin yöresiyle ilgili beni en sevindiren hadise sempatik mahalle bakkalı konseptini taşıyan 2 adet dükkan bulabilmiş olmamdır.
  • Yaşadığım yerin yan tarafında baya kocaman bahçeli falan bir villa mevcut. Tam da benim odamın camının önünde. Bir de irice havuzu var bu villanın. Şuan itibariyle 1.5 ay gibi bir süredir bu evde oturmama rağmen daha bir villa sakininin girip de o havuzda yüzdüğünü görmedim. Ben sıcaktan leğene su doldurup içinde çırpınmayı düşünürken havuzlu bu insanların tenezzül etmemesi beni birgün 6. kattan bir balıklama atlayış denemesine gark edicek diye şimdiden endişeleniyorum.
  • Bu ev olayı neticesinde geçtiğimiz haftalarda hayatımda ilk defa bulaşık yıkamışlığım da oldu. Bulaşık yıkamak başlı başına sevimsiz bir hadiseyken bir diğer sevimsiz durum da sulak yerde yetişmemden ötürü standartların üstünde olan boyumdan geldi. 15 dakika sonrasında yaşanan nahoş bel ağrısı neticesinde kafayı dolaba dayıyıp italik bir duruş ile bele hiç baskı uygulamadan bitirebildim bu sevimsiz aktiviteyi.
  • Bekarın ve öğrencinin dostu yemeksepetiyle yakın temas halindeyim son zamanlarda. Kapıya gelen elemanlarda enteresan bir durum var yemek alma olayı esnasında. Kredi kartı şifresini girerken bakmadığını belli etmek için abartılı hareketlerle kahrolmuşçasına bir anda ya kafasını çeviriyorlar ya da yere bakıyorlar. Tamam şifre girerken bakmamak güzel de, bu bakmamayı böyle insanın gözüne sokarcasına yapmanın bir mantığı yok sanki.

İçimden geldiği gibi

8 Ağustos 2010 Pazar

Nasılız sevgili okur? Şu blog hayatımın en konusuz yazı başlangıcımı yapmış bulunuyorum. İstanbul'un 35 derece ısısında (televizyonlar hissedilen sıcaklığa 45 falan derken kimse gelip benim hissettiğimi sormadığı için burdan meteorolojiye en az 55 hissettiğimi belirtmek isterim) laptop başında yarına yetiştirmem gereken projeyle cebelleşirken daralıp bir internete bakayım dedim. Dedikten kısa bir süre sonra da aklıma blogum ve kısa süre içinde bloguma yazmam için etraftan gelen ve ardı arkası kesilmeyen baskılar (yok aslında öyle bir baskı falan ben uyduruyorum) geldi. Şöyle bir gireyim bakayım dediydim ki blogumun 1 yılı devirdiğini gördüm. Bunun üzerine "aman ne güzel" tandanslı iki sevinç cümlemden sonra farkında olmadan 1 sene önce yazdığım şeylere tıkladım. Tıklamaz olaydım. Şunu gördüm ki geçen sene de bir yaz okulu sonrası sıcaktan bezmiş yılgın bir adam yazıyorken değişen hiçbirşey olmamış. Bir an için oturup "nan yoksa benim hayatımda hiçbirşey değişmiyor mu" diye düşündükten sonra farkettim ki bir bekar evi hayatına geçiş yapmam dışında değişen neredeyse hiçbirşey yokmuş. Bekar evi hayatına geçince ne oluyor diye merak edenler için de söylemek isterim ki eğer benim gibi günün %40'ını uyuyarak %60'ını bilgisayar başında geçiren biriyseniz arasıra bulaşık yıkamak ve biraz daha aç yaşamak dışında hiçbir fark yok. Tabi yaz olduğu için herkesin tatilde olması da eklenince ben de aynen geçen yaz olduğu gibi sıkılıp bunalıp iş arayarak bir yaz daha geçiriyorum. Bu yaz önceki yazlara nazaran sıkılmak için daha fazla sebeplerim olduğundan kelli çekilmez oldu bu dönem ve içimden geldiği gibi yazayım dedim.

Gaiptenen gelen yitik ses

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Bir süredir yazamadığımı ben de farkettim sevgili okur. Ama sor bir niye? Taşınma derdi hayat gailesi bilgisayar arızası derken böyle oldu. Şimdilik bir tarih vermekten kaçınsam da bir vakit tekrar belireceğim bu sayfada yazılarla. Tekrar yazacağım gün için şimdiden görüşmek dileğiyle.

Şöyle böyle #38

6 Haziran 2010 Pazar

Nasılız sevgili okur? Böyle nasılız diye sormak da çok samimiyetsiz gibi gelir bana hep nedense ama yazmış bulundum bir kere. Yine uzun süredir yazamadım. Gelin görün ki finaller tez projeler derken bir yoğunum ki sormayın. Bir de şu Google'ın mahkeme kararıyla kapanma olayından sonra da internete de bir haller oldu. Açılmaya yeltenip açılamıyor falan siteler. Kısacası önümüzdeki bir haftadan sonra süpersonik yazılar ile tüm hızımla geri dönüyor olacağım.

  • Google yasağı demişken aklıma geldi. Olur da hakikaten Google'a Türkiyeden erişim bir şekilde komple engellenirse okuduğum okul 3-4 sene mezun veremez tahminimce. Ne kadar proje tez varsa hepsi Google'dan bulunup yapılıyor.
  • Gece ışığa gelen sevimsiz böcekler gündüz de ışığa gitmeye çalışıp güneşe uçarken ölseler falan çok güzel olmaz mı?
  • Okulumun öğrencilerden emdiği para az gelmiş olacak ki okulun her tarafına pano yerleştirip reklam almaya başladılar. Birkaç hafta sonunda öğrencilere yönelik reklamı da bulmayı başardı reklam verici şirketler. Okulun her yeri makarna reklamı artık.
  • Geçtiğimiz günlerde girdiğim finalde hayatımın en sıradışı diyaloglarından birisini yaşadım. Hayatımda girdiğim 2. ya da 3. kitap defter açık olan bu sınavda ben de bu neşe verici durumu bir şekilde kullanıp şaka yapayım dedim. Sınavın ortalarına doğru yanımdan geçen gözetmen terlediğimi görünce "sıcak olmuyor mu öyle üstündekini çıkarsana" dedi, üstümdeki polarımsı şeyi göstererek. Ben de anında "yok hocam kopya yazıp koydum onun cebine de ondan çıkarmıyorum" dedim. Bir an afallayıp bakıp sonra durumu anlamasıyla "ne? ... haa" diyerek uzaklaştı. Kitap defter açık sınavda kopya mı olur la?
  • Birşey satın almak istediğinizde "abicim bu sefer aldığım yerden kötü çıktı o, istersen sana onun yerine yarım kilo şundan vereyim" diyen esnaf benim gözümde eli öpülesi esnaftır.
  • Final haftası kılık kıyafeti diye birşey var. Genellikle bol ve rahat kıyafetler, ama renk olarak uyumsuz ve acilen seçilmiş olur genelde. Sıfatta birkaç günlük sakal (tabi bu erkekler için geçerli sadece) olur. Ben de bu dönem hocalara "bütün sene bu modda çalıştım hocam ben" diyebilmek için bütün sene böyle gezdim. Bir faydası olup olmadığını finallerden sonra göreceğiz.

Blog Widget by LinkWithin