Şöyle Böyle #3 (diziler özel)

26 Kasım 2009 Perşembe

Kaç zamandır görüp aklıma gelip yazamadığım ufak tefek şeyler birikti yine. Ancak bu sefer spesifik bi konu üzerine çok fazla birikti. Bu şöyle böyle yazımda, sizin de müsadenizle dizilerden bahsetmek istedim, özellikle dönem dizilerinden ve romanlardan çevirme dizilerden. Ayrıca 150 numaralı yazım olması da ayrı bir gurur kaynağı.

  • Bir anda düşündüm de ben klasik olabilecek gibi süper bir roman yazmış olsam bunu dizi yapacak adamın alnını karışlarım. O kadar yazmışım etmişim biri sonra kafasına göre sağını solunu değiştirip uzatıp dizi yapıcak bir de milletin diline düşürecek.
  • Şimdi baktım Aşk-ı Memnu dizisi 1900 yılında yazılmış. Bu döneme nasıl bu kadar başarılı uyarlanabilmiş olduğunu anlamadım. O dönemde biri alıp başını gidince köşklerde herkesin içine dert olurmuş faytonlarla ararlarmış, şimdi öyle değil ki bir telefon açıyorsun çıkıyor yeri ortaya. Cep telefonu diye birşey var. Daha da ilginç kısmı dizinin tanıtımında gördüğüm kadarıyla bir karakter diğer 2 karakterin hararetli birlikteliğini bir el kamerasıyla kaydediyor cd'ye kaydediyor da yolluyor. Kitabın orjinalinde nasıl olabilir peki bu? O karakter diğer 2 karakterin yağlı boya tablosunu mu yapıyordu kanıt olarak?
  • Hanımın çiftliği dizisini ne zaman izlesem alıyor beni bir gülme. Dönem arabası diye koymuşlar o yılların arabalarını, heyhat (dönem dizisi yazıyorum diye ben de eski kelimeler kullanıyorum) o yılların arabalarında ne süspansiyon ne konfor olmadığı için koskoca çiftliğin sahibi hoplaya zıplaya bir komik gidiyor arabanın içinde. Köy ahalisi de arkasından geyiğini yapmıyorsa adam değilim.
  • 1982'de geçen bir dönem dizisinde de kıyafetler ve birkaç araba ile dönem havası estirilmeye çalışılmış ancak yetmiyor haliyle. Biraz geniş bir çekim yapalım deseler her taraf teknolojik öğeler çanak antenler dolu. Haliyle yakın çekim izlemekten insana daral geliyor. Zaten topu topu 4-5 kapalı mekanda geçiyor bütün olaylar.
  • Dizilerin yaz dönemi çabaları da çok içler acısı oluyor bazen. Kimileri senaryoyu uyduruyor bir anda bütün karakterler tatile gitmiş gelmiş oluyor dizinin olmadığı süre boyunca. Ama ne hikmetse yaz biter bitmez konular bir anda tekrar pörtlüyor. Koskoca yaz hiçbir gelişme olmayan konular bir anda yaz bitince tekrar ortalığa dökülüyor.
  • Diğer türlüsü de kötü. Bir karakter tam kapıdan eve girmek üzereyken sezon bitiyor, dizi için 1 saniye sonra yeni sezonda adam kapıdan bir giriyor ki saçları değişmiş, bronzlaşmış, surat biraz kırışmış falan. Ne mübarek kapıymış diyor insan izlerken.
  • Bu kadar yerdim ancak bir de şu var ki eloğlu en fazla 40 dakikalık diziler çekerken bizim ekipler nasıl başarıyorsa her hafta 90 dakikalık diziler çekebiliyorlar. Her hafta neredeyse dandik bir film çekiyormuşcasına bir performans söz konusu yani.
  • Bu arada dönem dizileri için dönem kostümleri kolay bulunabiliyor anladığım kadarıyla ancak dönem bıyığı herkeste olmuyor. Misal o 1980'lere has olan bıyık belli başlı oyuncularda çıkıyor anladığım kadarıyla ki nerde bir 1980'lerle ilgili dönem filmi ya da dizisi var hep aynı adamlar oynuyor. Kadınların işi daha kolay, bir geri kafalı kuaför marifetiyle hallediyorlar.
  • Dönem eskidikçe hal tavır da eskiyor da kelimeler pek bir modern kalıyor nedense. Seyirciler anlamaz o eski kelimeleri biz günümüz Türkçe'siyle konuşalım en iyisi diye bir karar almışlar da oynamışlar gibi olmuş. Saçma geliyor bana. Bir dizide bunu kırmayı denemişler onda da tek eski kelime "oh ne güzel" yerine hoplaya zıplaya araba kullanan çiftlik sahibinin söylediği "âlâ" kelimesinden ibaret.
  • İsimlerin de romanlardaki orjinal isimlerin kullanılması yadırgatıyor bazen kendisini. Kot pantolon giyen Behlül ya da UGG bot giyen Bihter olur mu la hiç. Behlül dediğin frak giyer Bihter dediğin döpiyes giyer.

3 yorum:

Asuman Yelen dedi ki...

Sana domuz gribi falan işlemiyor anlaşılan çocoğm. Allah islah etsin ne diyeyim..

Bence de hasta halinle üşenmedin bunları mı yazdın :) bi ateşini ölç desek halsizim dersin :p

Parahuman dedi ki...

demek ki yaşadığım ağır hastalık süreci içimdeki sanatçı tarafımı ortaya çıkarmış... yatağa yapışık yaşadığım bu süreçte yaşadıklarımı anlatma isteği doğmuş içimde... çok olgunlaştırdı bu hastalık beni...

Blog Widget by LinkWithin