Şöyle böyle #13

2 Ocak 2010 Cumartesi

Hey gidi sevgili okur. Daha dün gibi açtığım şu blogun 175. yazısını yazmaktaymışım şuan. İnsan biraz duygulanıyor. Gerçi tahminimce bundan birkaç yıl sonra da bu yazıya bakarak "ulan eski ben ne kadar da denyoymuş 175. yazıya duygulanılır mı ben şuan 1000.yi yazıyorum be peeh" falan diyecektir herhalde.

  • 175 dedim de aklıma geldi, her kim ki börek yerine böğrek ya da bövrek diyordur benim etrafımdayken dikkatli olsun.
  • Zevkler ve renkler tartışılmaz diye bir söz vardır ya hani, ordaki renkler ne mana hiç anlamadım. Eğer ki biri "mavi daha güzeldir" diyip bir tartışma ortamı yaratmaya çalıştığında bu söz söyleniyorsa bu durum renklere değil yine zevklere girer. Benim anaokulundan beri kafamı kurcalayan bir durum var belki onla alakalıdır bu söz diye tahmin ettim en sonunda. Misal ben maviye bakıp mavi diyorum ama bir başkası maviye bakıp sarı görüp yine mavi diyordur. Yani çocukluğundan beri öyle öğrenmiştir renkleri. Kimseye renkleri izah etme gereği duymadığı için böyle yaşamıştır. Misal o gökyüzünü hep kırmızı görmüştür ama o rengi mavi sanıyordur gibi. Büyük paradoks yaptım dimi. Ehe.
  • Yılbaşı vakti en çok eğlenen insanlar 1 Ocak'ta çok bedbaht, moralsiz oluyor nedense. Sanki bir önceki gece çılgınlar gibi dansettikleri için sonraki seneye bunları vali falan yapacaklarmış gibi bir beklentileri varmış gibi oluyor bu tavırlarını sergiledikçe.
  • Bir de şu yılbaşında çalışan insanlara falan prim mrim veriliyordur umarım. Misal polisler itin uğursuzun arasında sabaha kadar itiş tepiş arasında, bilmemkaç kişi göz altına almışlar falan. Onlara da bir kıyak yapılmalı bence. Misal onlar için de başka bir gün yılbaşı belirlensin onlar da o günde eğlensinler Taksim'de.
  • Etrafımda biri cep telefonunu arka cebine koymuşsa en çok ben geriliyorum. Her an oturunca çatır çutur kırılacakmış gibi geliyor güzelim telefon.
  • Şimdi gelip biri bana sorsa "İstanbul nasıl bir yer" diye ona derim ki "İstanbul, çöp konteynerlerinin yolun ortasında durduğu ve arabaların onları heyecanla solladığı şehirdir genç adam". Evet aynen bunu yaşadım geçen hafta.
  • Pinokyo karakteri çocukları biraz yalana sevketmiyor mu. Ona bakan çocuk "la bunu defolu yapmışlar burnu murnu uzuyo, çok şükür benim öyle dertlerim yok rahat rahat söyleyebilirim yalanımı, zaten bu yaşlılar da burun uzamadan anlamıyo yalanı doğruyu demek ki böyle birşeye gerek duymuşlar" diyebilir bence rahatlıkla.
  • Açık bir alanda dikilen bir grubun arasında üstten bir grup kuş uçtuğunda gerilip endişeyle "sıçarlar mı acaba" diye gökyüzüne bakan insanların hepsi benim manevi kardeşimdir adeta. Ben de yaşarım hep o gerilimleri.
  • Şimdi yılbaşının evde kutlandığı her evde o yılbaşı gecesindeki görkemli, ihtişamlı çerez tabağından sadece leblebiler kaldı dimi. Ailenin sinsileri atılganları evelden evelden yediler fıstıkları fındıkları, sonra da kalan leblebilere ihtimam göstermedi kimse. Üzülerek söylüyorum ki bütün o evlerdeki leblebiler sonunda çöpe atılacak.
  • Son bir tavsiye benden size. Okumak güzel şeydir sevgili okur. Gittigidiyor'un kitaplar bölümüne bir baktım da dün gece, en süper en ilgi çekici her konudaki kitaplar 3-4 liraya satılıyor kapış kapış. Bir 3-4 lira da kargo parası olur en fazla. Ben derim ki böyle bir internet fırsatı varken kapın siz de birkaç kitap. Ben de yakın zamanda okuduğum kitaplarla ilgili yazılarımla bir kültür sanat havası estireceğim blogumda. Şimdiden hepinize keyifli okumalar efem.

2 yorum:

Hem Okur Hem Yazar dedi ki...

bir de şey vardı sanırsam.. aslında deniz mavi değil ama biz onu mavi görüyoruz.. gerçi bilimsel bir açıklaması da vardı diye hatırlıyorum ama..güneş ışığıyla alakalı bir durumdu sanki..paradoks sayılmaz yani.

denizin mavi olması gökyüzü yanılsaması yansıması ıvırı zıvırı diye biliyodum ben de. biz de ne çok şey biliyomuşuz püff...

o kitaplar gelse de hepimiz rahatlasak şirketçe :)

Blog Widget by LinkWithin