Şöyle böyle #15

12 Ocak 2010 Salı

Yine yaklaşan sınav dönemi yine mazlum ve meşgul bir parahuman. Bloga da zaman ayıramıyorum pek ama anla beni sevgili okur. Yaz gelsin beşer onar yazıcam.

  • Bugün farkettim de ben ne zaman yolda top oynarken araba geçerken kaldırıma geçip arabayı bekleyen çocuktan, çocuklar sahada top oynarken oyunlarını baltalayıp arabayla geçen adam oldum bilmiyorum. Büyümek böyle birşey heralde.
  • İstanbul meteorolojik açıdan (aslında daha bir çok açıdan da) en güvenilmeyen şehir olmalı. Sabah mont giyip çıkıyorum sonra heder oluyorum sıcakta, güneşe güvenip çıkınca da ıslanmadan dönemiyorum eve.
  • Etrafımdaki insanlarda grip olayları tekrardan hortlamaya başladı sevgili okur, ben de inceden tırsmıyor değilim.
  • Final zamanı öncesi fotokopi kuyruğunda bekleme hissiyatı ne kötü bir durumdur. Elde notlar, boyun bükük, sıcak olur o oda bir de, etrafında hep farklı bölümün insanları olur, tanışıklığı olunmadığı için de konuşamazsın.
  • Bu gittigidiyor'daki kitap işi baya güzelmiş yahu. Eski püskü kitaplar baya bir ucuza rahatlıkla bulunabiliyor.
  • Dünyada bizim kadar kavga ya da kaza izlemeyi seven bir millet daha yoktur herhalde. Burdan böyle atıp tutarım ama nerde bir kavga olsa hemen alırım çekirdeğimi çitleyerek oturup izlerim.
  • NBA'de tuttuğum takıma karşı oynayan takımda bir Türk varsa çok fena ikilemde kalıyorum. Bir yanda Türk adam o kadar mücadele ediyor falan, bizden biri falan. Diğer tarafta da yıllar yılı gönül verdiğim takım.
  • Bence Charlie Chaplin en büyük sinema insanıdır. Bunu da böyle kısa ve net söylemek istedim.
  • Önümüzdeki haftalarda 20 seneyi aşkın hayatım boyunca 2. kez kitap defter açık bir sınava gireceğim. Ve şimdiden öldüresiye tırsıyorum. Çünkü ne zaman biri hocaya kitap defter açık olacak mı diye sorsa hoca suratında pis bir sırıtışla olumlu cevap veriyor. İnsan düşmanınza yapmaz lan böyle bir psikolojik baskıyı. Eğer ki kendisi de es kaza Facebook'tan falan görüp blogumu okuyorsa kendisine burdan saygılarımı iletiyorum. Hocam CC ver sen de rahat et ben de rahat edeyim diyorum kendisine buradan hatta.

Ayazma

9 Ocak 2010 Cumartesi

Parahuman'dan dev bir hizmet daha. Ben hep İstanbul'da yapacak şey sıkıntısı yaşamış bir insanım. Anadolu yakasında yaşayan birisi olarak Avrupa yakasına gitmek zor, ayrıca trafik ve insan kalabalığı da hoş gelmiyor bana. Şimdi benim gibi düşünenler için süper bir fikir vermek üzereyim. Anadolu yakasında Kartal'ın üst taraflarındaki dağların (dağ diyosam yükselti olarak, yoksa normal semt yani) Yakacık denen bir yere bağlı Ayazma diye bir yer var ki pek güzel. Nedir özelliği derseniz çok süper lahmacun ve pide yapan çay bahçeleri olmasının yanısıra İstanbul'un en güzel manzaralı yeridir. Manzarayı şöyle tarif edeyim, oturulan yerin arkasında tepe ortamlı bir dağ, karşıda adalar ve (bulutsuz havalarda) Uludağ'ın etekleri bile görülebiliyor, sol tarafta gebze limanı, sağ tarafta ise Bostancı civarına kadar görebilmek mümkün. Eğer gitmeye karar verirseniz tarif de edeyim orayı. Ortada küçükken peder beyle su almaya gitmiş olduğum şimdi kullanılmayan bir çeşme bulunuyor. Meydan gibi bir yer yani. O meydana gelirken sağdaki ilk yer oraların en eski en süper yeridir. Ortasında da 2 tane devasa çınar ağacı bulunur hatta. Girişi hemen yanındaki otopark ve halı sahanın girişinin hemen bitişiğinde oluyor. Şanslıysanız en kenardaki masalardan birine yerleşip bütün manzaranın tadını çıkarırsınız. Bulması biraz meşakkatli olabilir ancak garantisini veririm ki sessiz sakin yer arayanlar için, bir yandan da kaliteli yiyecek birşeyler lüpleteyim diyenler için İstanbul'un ideal yerlerinden birisidir. Manzarasından da birkaç örnek ile yazıma son vermek isterim.

Not: Resimlerin büyük hali için üstüne bir tık yeter.

İşte çeşme diye bahsettiğim yer şu ortadaki ağacın dibinde kalan beyaz betonumsuların arası. Bu resme göre şu görünen çay bahçesinin sağında kalıp görünmeyen yer de benim tavsiye ettiğim.

Meydanının diğer açıdan çekilmiş hali de şu alttaki. Böyle ıssız göründüğüne bakmayın baya İstanbul'un merkezinin kenarı gibi bir yer burası da.

Son olarak da manzarasından birkaç resim koyayım bari.

Türkler ne arar #3

8 Ocak 2010 Cuma

Sevgili okur, ben yazmaktan bıktım onlar aramaktan bıkmadı. Ben yazmayayım dedikçe onlar ısrarla enteresan enteresan arıyorlar. Artık kararımı verdim her 2 haftada bir yazacağım bu yazı dizisinin yeni bölümünü de sanırım.

inci baba saim arslan: Hay yazmaz olaydım şu yazıyı arkadaş. Kriminal görünümlü adam doldu güzelim legal bloguma sanki bir anda.

2 türk uçak lazer: Bir tanesi nesine yetmemiş bu arayıcının acaba da 2 diye vurgulamış başında. Lazerli uçak mı demek istemiş uçağa lazer mi tutalım demiş neyi kastetmiş onu da anlamadım.

abdürrahim albayrak "==) yilbasi: Abdürrahim Albayrak diyince benim de yüzüme bir gülümseme yayılıyor ama bunu arama yaparken Google'a da yansıtmıyorum yahu. Ayrıca yılbaşıyla ne alakası var ki bu durumun zaten?

abdürrahim albayrak yilbasi programi: Yahu demek bu adam yılbaşında hakikaten sağlam bi aksiyon yapmış ki herkesin içine dert olmuş, internetlerde arar olmuş bu işi.

amerikan futbol kocun montu: Kendi amerikan futbolu kariyerimden hatırlıyorum ki öyle koçun özel bir montu olmazdı. Normal montla gelirdi adam antremana işte.

basketbol euroleage insaat muhendisliginin en or dersi: Sondaki yazım hatasını anlayıp zor dersi olduğunu anladım. Ama basketbol ile Euroleage ile ne alaka peki? Basketbol takımları Euroleage'e giderken inşaat mühendisliği dersleri mi soruyorlar nedir?

beni benden alırsan seni sana bırakmam sozunu aciklayin: Hay lanet olsun şu sözü de yazmaz olaydım keşke. Bu arada ilkokul öğretmenleri de bu sözü mü ödev veriyor nedir herkes gelip bunu arıyor.

bilet numaramı yazayım milli piyango çıktımı bana: Yahu benim sitemi nasıl bulmuş bu amca hiç anlamadım. Ayrıca Milli Piyango zaten çıkmaz çıksa çıksa ikramiye çıkar en fazla.

bizim ingilizcesi: Bari bizim ingilizcemiz diye arasaymış.

bugra besel: Neden bu tanımadığım etmediğim insanların araması benim blogumda sonuçlanıyor. Sorarım sana Google?

cocuklar ne yapar: Bu sorunun cevabını şimdi vermek isterim: ne yapmaz ki. Ne yüce blog yazdıysam her sorunun cevabı da var burda ha.

dönmeli isim yazma: Dönmeli isim derken? Yav ne acayip şeyler arıyor yurdum insanı.

futbool iddaayı icat eden: La böyle saçma soru mu olur. Tee Roma döneminden beri var bahis olayları falan.

humen maçi: Bunu tamamen anlamadım sanırım.

jeff hardy napar: Aha sonunda amerikan güreşçilerini de musallat ettim başıma. Cevap olarak da yine diyorum ki: ne yapmaz ki.

karagöz ile ilgili sözler beni yanlış anladın: Karagöz ile ilgili sözlerden nasıl yanlış anlaşılabilir ki birisi. Yoksa Google'a bir sitem midir bu?

langırt niye suç: İnan ben de çok kereler sordum bu soruyu kendime sevgili okurum. Teee ilk zamanlarda yazdığım bir yazı idi bu. O günden bu güne kadar kendi kendime hep sordum bu soruyu.

sanal tarım para: Facebook'un oyunları benim bloguma aramayla gelenlerin arasına da sıçramış işte. Vereyim 3-5 domates tohumu (sanal falan da değil) onlarla uğraşın bari, yersiniz sonunda.

siyam pank: Yahu bu da amerikan güreşinden bir adam da gerçek ismi c.m. punk sanırım, ben şaka olsun diye okunduğu gibi yazdım. Gördüm ki meğer herkes böyle yazıyormuş bunu. Hiç bir marjinalliği kalmamış benim bunu okunduğu gibi yazmamım.

turk pornocuları almanyadaki turk hamburgerci: Böyle bir sektörsel değişim mi olmuş nedir? Almanya'da ki Türk hamburger sevenler de bu yüzden mi tedirgin acaba? Bunu aradınız da madem benim blogumu neden buldunuz vicdansızlar.

yeni yıla nar kırarak girme: Blogumu okuyan kimi okurlarım "yok öyle bir adet duymadıydık, uyduruyor olmayasın" demişlerdi. Bu arama da onlara kapak gibi bir cevap olmuş adeta.

yılbaşı gecesi narı kırdıktan sonra ne yapılır: Hah işte adet gelmiş ama tam olarak yerleşmemiş bizim kültürümüze. Benim bloglarımda çözüm aramış sevgili nar kırıcıları.

Şöyle böyle #14

6 Ocak 2010 Çarşamba

Sevgili okur, (eğer ki bu esnada içinden "efendim" dediysen en gözde okurumsun demektir) yine bir final dönemi öncesi gerginliği ve yoğunluğu var üzerimde. Hatta okulda herkesde var bu gerilim. Olur da bu süre boyunca yazı performansım düşerse sağda solda arkamdan konuşmayın e mi sevgili okurlarım.

  • Şu gezmeli TV programlarını yapanları hep çok kıskana gelmişimdir. Oh hem diyar diyar gez, yediğin içtiğin üstüne kad kalsın, 1-2 saat gördüklerini anlat, üstüne bir de para al. Ne güzel hayat la o öyle.
  • Boğaz köprüsüne falan zam geldiğinde aklı evvel haberciler gidip hemen o gece röpotaj yapıp sonra da aradıklarını bulamayınca üzülüyorlar ya, işte o durumu çok seviyorum. "He he ne oldu beyefendi 3 dakika önce geçseniz indirimli olacaktı" diyip de arabadaki adamın "he ne olacak sağlık olsun" deyip geçmesi üzerine angut gibi kalıyor bu haberciler. Sanki arabadaki adam da 50 kuruş fazla veriyor diye o sırada arabadan inip kendini yerden yere atacakmış gibi bir beklentileri var sanki.
  • Geçen gün yine gördüm 2010 için kahinler çıkmış "şöyle olacak böyle olacak" diye sallıyorlar. Bu haber yerine gidip de kahinlere "hacı sen 2009'da bunlar olacak dedin ama bunlar olmadı ne diyorsun buna" deyip de onları orda mal gibi bıraksa 70 milyonun karşısında çok daha süper bir haber olur bence.
  • Kadınların ne kadar kaprisli canlılar olduğu şu bayan kelimesine olan sebepsiz tepkilerinden bile anlaşılabilir bence. Bir erkeğe gidip bay diyince gücenir mi? Hayır. Kadın olunca bayana gücenebilir ama işte.
  • Şu dünyadaki en sevimsiz görüntülerden birisi takım elbise giymiş çocuktur. Çocuksan çocukluğunu bil kardeşim böyle denyo çocuk mu olur?
  • Bu 3G'de gizli numaradan birini aramak için aynı zamanda bir de kar maskesi takmak gerekiyr sanırım. Görüntülü ya hani.
  • Bu hafta en büyük hüznü pazartesi sabah 5'e kadar neşeyle kar yağışını seyredip bir yandan da okulun internet sitesinde bir duyuru görmeyi umarak oturdum bekledim. Sabah da evden çıktığımda dağbaşındaki biricik mahallemde 5 cm'e yakın karı gördükten sonra medeniyete inince kar bile yağmamış olduğunu görünce ciğerimden bir parça koptu adeta.

Ben buldum sandım da aldandım

4 Ocak 2010 Pazartesi

Sevgili okur inanmayacaksınız ama ben baya uzun bir süre barzo kelimesini benim icat ettiğimi zannettim. Şuan içinizden "Nasıl olur böyle şey" diye sorduğunu duyar gibiyim sevgili okur. Müsade et de anlatayım. Ama önce bilmeyenler için de söyleyeyim, barzo, günümüz gençliğinin kullandığı hanzo, kıro, maganda gibi anlamlara gelen bir kelimedir.

Üniversiteye hazırlandığım yıllar. Dersanelere kapanmışız arkadaşlarla. Öğlen vakti bir saat bir aramız var, onda da gidip Playstation oynuyoruz. Tabi o zamanlar Wining Eleven 7 isimli futbol oyunu daha yeni çıkmış. O zaman da hep oynadığım tipsiz bir arkadaşım vardı, hep de gidip Beşiktaş'ı seçerdi. O dönem oyunu oynayanlar hatırlar spiker de Japonca konuşurdu. Takayano bürübürü gibi enteresan şeyler söylerdi. Nedendir bilmem Beşiktaş ne zaman bir serbest vuruş kazansa topun başına dönemin futbolcularından Ali Eren geçerdi. Spiker de o esnada genellikle barızo derdi. Biz de gel zaman git zaman Ali Eren tipli insanlara barızo demeye başladık. O aradaki "ı" harfini de yarım yamalak telaffuz ediyoduk tabi. Sonra ilerleyen yıllarda ben bu kelimeyi herkesten duymaya başlayınca "vay arkadaş ne çevrem varmış 2 yılda tüm İstanbul'a yayıldı" kelime diye böbürleniyordum. Sonra da birgün ekşisözlüğe girdiğimde barzo başlığına baktığımda ne göreyim. İlk yazılmış kayıt benim bu kelimeyi kullanmaya başlamamdan 1 sene öncesine geliyor. "Yav ben böyle talihime daha da birşey demiyorum" diyip kapattıydım sözlüğü. Böyle tesadüf de zilyon yılda bir gelir. Daha önce hiç duymadığım bir kelimeyi bulup birebir o anlamıyla kullanmışım kaç sene ben icat ettim diye. Meğer daha önce icat etmişler.

Denizyıldızı

Kar yağdığından mıdır bilmem ama bugün, benden görmeye alıştığınız pür neşe yazılardan birinden farklı olarak bir hikaye ile karşınızdayım. Elimden geldiğince didaktik olmadan yazmaya çalışayım bari de sonra arkamdan "parahuman sen bize mi öğretiyosun bunları" diye atıp tutmayın bari. İlerde çoluğunuza çocuğunuza anlatırken bu hikayeyi beni hatırlamakla yetinirsiniz.

Bir sahil kasabasında türlü deniz olayları neticesinde kıyıya binlerce deniyıldızı vurmuş, denizin çekilmesi ile de bu güzelim 5 uçlu mahluklar kıyıda zalım güneşin insafına kalmıştır. Yöre halkı da bu enteresan durumu görmek için kıyıda yürümeye başlamış. O esnada biri sahilde tek tek denizyıldızlarını alıp eliyle denize geri atmaya başlamış, bu sempatik canlıların hayatını kurtarmak adına. Kıyıdaki bir diğer pesimist kimse de bir süre bu adamı izledikten sonra durduğu yerde duramamış bu adama seslenmiş "yahu güzel kardeşim iyi hoş sen bunları alıp tek tek denize atıyorsun da etrafına bir bak, binlerce var kıyıya vurmuş denizyıldızı, sen böyle kendi başına alıp atarak ne kadarını kurtarabilirsin, ne farkedicek ki sen bu tek kişilik çabanla" diye. O sırada çabalayan amca eğilip yerden bir tane daha denizyıldızı almış denize atmış ve pesimist amcaya dönerek "bak işte bu fırlattığım için çok şey farketti" demiş.

Arasıra pesimist olmayı bırakıp dünyayı değiştiremeyeceğini bilerek de olsa birilerine böyle karşılık beklemeden yardım etmek güzel şey. Dünyayı değiştiremeyecek olsak da birinin hayatını değiştirmek de dünyadaki birçok şeyi değiştirebilir. Edilgen yaşantılarımızda zaten birçok kez denizyıldızı durumunda bekleriz, arasıra da optimist amca olup birilerinin hayatında birşeyleri düzeltme fırsatı bulduğumuzda bunu değerledirme fırsatını kullanamazsak denizyıldızı olarak beklerken de çok ümitlenmeye hakkımız olmaz bence.

Şöyle böyle #13

2 Ocak 2010 Cumartesi

Hey gidi sevgili okur. Daha dün gibi açtığım şu blogun 175. yazısını yazmaktaymışım şuan. İnsan biraz duygulanıyor. Gerçi tahminimce bundan birkaç yıl sonra da bu yazıya bakarak "ulan eski ben ne kadar da denyoymuş 175. yazıya duygulanılır mı ben şuan 1000.yi yazıyorum be peeh" falan diyecektir herhalde.

  • 175 dedim de aklıma geldi, her kim ki börek yerine böğrek ya da bövrek diyordur benim etrafımdayken dikkatli olsun.
  • Zevkler ve renkler tartışılmaz diye bir söz vardır ya hani, ordaki renkler ne mana hiç anlamadım. Eğer ki biri "mavi daha güzeldir" diyip bir tartışma ortamı yaratmaya çalıştığında bu söz söyleniyorsa bu durum renklere değil yine zevklere girer. Benim anaokulundan beri kafamı kurcalayan bir durum var belki onla alakalıdır bu söz diye tahmin ettim en sonunda. Misal ben maviye bakıp mavi diyorum ama bir başkası maviye bakıp sarı görüp yine mavi diyordur. Yani çocukluğundan beri öyle öğrenmiştir renkleri. Kimseye renkleri izah etme gereği duymadığı için böyle yaşamıştır. Misal o gökyüzünü hep kırmızı görmüştür ama o rengi mavi sanıyordur gibi. Büyük paradoks yaptım dimi. Ehe.
  • Yılbaşı vakti en çok eğlenen insanlar 1 Ocak'ta çok bedbaht, moralsiz oluyor nedense. Sanki bir önceki gece çılgınlar gibi dansettikleri için sonraki seneye bunları vali falan yapacaklarmış gibi bir beklentileri varmış gibi oluyor bu tavırlarını sergiledikçe.
  • Bir de şu yılbaşında çalışan insanlara falan prim mrim veriliyordur umarım. Misal polisler itin uğursuzun arasında sabaha kadar itiş tepiş arasında, bilmemkaç kişi göz altına almışlar falan. Onlara da bir kıyak yapılmalı bence. Misal onlar için de başka bir gün yılbaşı belirlensin onlar da o günde eğlensinler Taksim'de.
  • Etrafımda biri cep telefonunu arka cebine koymuşsa en çok ben geriliyorum. Her an oturunca çatır çutur kırılacakmış gibi geliyor güzelim telefon.
  • Şimdi gelip biri bana sorsa "İstanbul nasıl bir yer" diye ona derim ki "İstanbul, çöp konteynerlerinin yolun ortasında durduğu ve arabaların onları heyecanla solladığı şehirdir genç adam". Evet aynen bunu yaşadım geçen hafta.
  • Pinokyo karakteri çocukları biraz yalana sevketmiyor mu. Ona bakan çocuk "la bunu defolu yapmışlar burnu murnu uzuyo, çok şükür benim öyle dertlerim yok rahat rahat söyleyebilirim yalanımı, zaten bu yaşlılar da burun uzamadan anlamıyo yalanı doğruyu demek ki böyle birşeye gerek duymuşlar" diyebilir bence rahatlıkla.
  • Açık bir alanda dikilen bir grubun arasında üstten bir grup kuş uçtuğunda gerilip endişeyle "sıçarlar mı acaba" diye gökyüzüne bakan insanların hepsi benim manevi kardeşimdir adeta. Ben de yaşarım hep o gerilimleri.
  • Şimdi yılbaşının evde kutlandığı her evde o yılbaşı gecesindeki görkemli, ihtişamlı çerez tabağından sadece leblebiler kaldı dimi. Ailenin sinsileri atılganları evelden evelden yediler fıstıkları fındıkları, sonra da kalan leblebilere ihtimam göstermedi kimse. Üzülerek söylüyorum ki bütün o evlerdeki leblebiler sonunda çöpe atılacak.
  • Son bir tavsiye benden size. Okumak güzel şeydir sevgili okur. Gittigidiyor'un kitaplar bölümüne bir baktım da dün gece, en süper en ilgi çekici her konudaki kitaplar 3-4 liraya satılıyor kapış kapış. Bir 3-4 lira da kargo parası olur en fazla. Ben derim ki böyle bir internet fırsatı varken kapın siz de birkaç kitap. Ben de yakın zamanda okuduğum kitaplarla ilgili yazılarımla bir kültür sanat havası estireceğim blogumda. Şimdiden hepinize keyifli okumalar efem.

Blog Widget by LinkWithin